Seanslarımızın başlangıcında danışanlarımıza sorduğumuz ilk sorudur: “Bugün bana neyle geldin?” Bu soru; danışanın o anki durumu, duygusal hali veya üzerinde çalışmak istediği konular hakkında ipucu veren, seansın yönünü belirleyen, güçlü bir başlangıç noktasıdır. Tabii ki bu soruyu farklı şekillerde de ifade edebiliriz ancak bu hafta ele almak istediğim konuya en uygun olanı, bu soru kalıbı. Çünkü birazdan da anlayacağınız üzere bu soru, danışanın iç dünyasını keşfetme ve ihtiyaçlarını anlama sürecinde kritik bir rol oynar.
“Bugün bana neyle geldin?” sorusu, aynı zamanda seansa gelen kişiye niçin orada bulunduğunu hatırlatan, ana konuya odaklanmasını sağlayan ve bence seansın geri bildirimini de gerekli kılan yönüyle de oldukça doğru ve derin bir soru. Sadece seansın başında değil, seans süresi boyunca danışanın zihninde de önemli bir yer tutar. Bence bu sorunun en güçlü yönü, danışanın kendi içsel süreçlerini fark etmesini ve seans boyunca bu farkındalıkla ilerlemesini sağlamasıdır.
Seansa başlarken sorduğumuz bu anlamlı soru, danışanı harekete geçmeye teşvik eden bir çağrı niteliği taşımaktadır. Danışanı derinlemesine düşündürerek gerçek anlamda çözümlemek istediği konuya götürürken sanki devamında “Yarın senin için neler olacak?” der gibi alacağı kararı veya kararları hayata geçirmesi gerektiğini zorunlu kılan bir anlam yüklüyor aynı zamanda. Şüphesiz diğer sorularımızdan da benzer anlamlar çıkartılabilir lakin yazımızın konusunu oluşturması, birazdan paylaşacağım seans örneğinin akışını ve danışanımın kararlarını şekillendirmesi sebebiyle bu soru üzerinden ilerlemek istiyorum.
Bildiğiniz gibi seanslarımız, yazının başlığına da taşıdığım söz konusu soru veya benzer başka bir soruyla başlayan ve danışanın sonuca ulaştığı ana kadar tamamen sorularla ilerleyen bir süreç şeklinde devam etmektedir. Bu haftaki blog yazımızda isim vermeden danışanlarımdan biriyle gerçekleştirdiğimiz bir seansı paylaşmak istiyorum. Şunu da ifade etmeliyim ki isim vermeyecek olmama rağmen danışanımın izni olmadan böyle bir yazıyı asla kaleme almazdım. Çünkü seanslar kişiye özeldir ve mahremdir, bu nedenle gizlilik esastır. Ancak blog yazıları yazdığımı bilen bu danışanım, yaşadığı deneyimin başkalarına da ilham olabileceğini düşünerek bu süreci okuyucularımızla paylaşmamı talep etti. Rahatlıkla söyleyebilirim ki bu yazı, kendisinin talebi doğrultusunda ortaya çıktı.
Danışanım 50 yaşın üzerinde, hiç evlenmemiş, yalnız yaşayan ancak severek yaptığı bir işi olan ve günlerinin büyük bir bölümünü işinde geçiren oldukça zeki bir kadın. Daha önce koçluk almadığı için yapacağımız seansta neyle karşılaşacağını, ne yapması ve nasıl bir yol izlemesi gerektiğini tam olarak bilemiyordu. Bu yüzden birkaç gün öncesinde tüm danışanlarımızla olduğu gibi kendisiyle de öncelikle kimya seansımızı gerçekleştirdik. Seans öncesinde gerek tanışmak gerekse de koçluk hakkında bilgi vermek, koçluğun ne olup olmadığını anlatmak bakımından kimya seanslarının önemi büyük. Yaklaşık 15 dakika süren bu kimya seansımızın ardından danışanım artık koçluğun temel prensiplerini kavramış ve yaklaşan seansın nasıl ilerleyeceğini öngörebilir hale gelmişti. Gün içinde yoğun çalıştığı için seansımızı akşam saatlerine planlamıştık. Yorucu bir iş gününün ardından eve gelmiş, yemek ve ev işlerini hızlıca aradan çıkarıp biraz dinlendikten sonra seansımıza başlamıştık.
Sıcak bir yaz akşamıydı ve danışanımın bulunduğu şehirde neredeyse havada hiç kıpırdama yoktu. İş yoğunluğu kadar sıcak havalarla da başı beladaydı. Hararetini biraz olsun dindirmek için yanına aldığı büyük bir bardak çayıyla beraber söylene söylene geldi. Ancak bu serzenişin ardında yüzünde hafif bir gülümseme de vardı, o anki ruh halini komik bulmuş olmalıydı. Rahat ve doğal tavrı hoşuma gitmişti… Seansta işimizi kolaylaştıracağını düşünmüştüm. Nitekim öyle de oldu ve kendisini hazır hissettiğini söyledikten sonra seansı başlatan ilk sorumu sordum:
KOÇ: Bugün bana neyle geldiniz?DANIŞAN:Nerden başlasam bilemiyorum ki… Aslında hiçbir şey düşünmeden geldim, belki konuşurken bir şeyler yakalarım, ne dersiniz?KOÇ:Peki… Şu an düşünmek için iyi bir fırsat bence. Kendinizle baş başasınız ve bunu düşünmek için yeteri kadar zamanınız var. Kendinize baktığınızda neler görüyorsunuz?DANIŞAN:Evet, haklısınız. Düşünmek için doğru bir zaman olabilir. Sanırım ben problemlerimi çok da önemseyen biri değilim, şu an bunu fark ettim. Böyle bir seansa gelirken ne konuşacağımı düşünmeden gelmiş olmamın başka bir açıklaması olamaz.KOÇ:Şu an bunu fark etmiş olmak size ne hissettirdi?DANIŞAN:Üzüldüm aslında ve daha da üzücü olanı ise kendimi ne kadar ihmal ettiğimi fark etmiş olmam. Böyle davranmamış olsaydım şu an çok farklı bir hayatı yaşıyor olabilirdim.KOÇ: “Çok farklı” olarak tabir ettiğiniz bu hayat, sizin için nasıl bir hayat olurdu, bunu biraz açabilir misiniz?DANIŞAN:En önemlisi belki şu an evli ve çocuklu bir anne olurdum.KOÇ: Başka?DANIŞAN:Hayatımı paylaşacağım bir eş ve belki de doğacak çocuklarımızla yaşamanın, şu an yalnız yaşayan biri olmaktan çok daha iyi hissettireceği kesindi. Hem bir anne hem de kariyer sahibi bir kadın olabilirdim. Başkalarının hayatı, başarısı, mutluluğu yerine kendi hayatını, başarısını, mutluluğunu önceleyen biri olabilirdim…KOÇ: Başka?DANIŞAN: En önemlisi kendim olurdum, diye düşünüyorum! KOÇ: Şu an kendiniz olmadığınızı mı düşünüyorsunuz?DANIŞAN: Değilim tabii ki!KOÇ: Kendiniz değilseniz kimsiniz peki?DANIŞAN: Ben kimim, biliyor musunuz? Ben anne ve babamım... Ben iş arkadaşım Burcu ve yöneticim Selim Bey’im... Öğretmenim Cengiz Hoca’yım... Sınıf arkadaşlarım Özge, Selda, Kerim ve Yusuf’um... Servis şoförüm Mustafa abiyim... Komşumuz Nagehan Hanım’ım... Bakkalımız Ali amcayım... Hayır diyemediklerim, kendimi teslim ettiklerimim… Ben sizim, oyum, şuyum, buyum, öbürüyüm, ötekiyim, berikiyim falan… Yani anlayacağınız ben, ben değilim! Kendi olmayı başaramamış, toplumdaki herkesten bir parça taşıyan ve bu parçaların bir araya gelerek oluşturduğu toplama bir bireyim…KOÇ: Bunun sizde uyandırdığı duygu nedir?DANIŞAN:Üzgünüm açıkçası ve büyük bir pişmanlık duyuyorum…
Danışanım burada gözlerini benden kaçırmaya ve daha hızlı soluk alıp vermeye başladı. Bu durumun kendisinde yarattığı acıyı belki de ilk defa biriyle paylaşıyordu. Gözleri sağa sola bakınırken yanaklarından süzülen yaşları fark ettim. Pişmanlığı, gözyaşlarıyla kendini göstermeye başlamıştı. Rahat olmasını ve içinden geldiği gibi davranmasını söyledim. Ardından ben de susup kendisini beklemeye başladım… Yeniden konuşabilmesi için fırsat verdim ve ihtiyaç duyduğu alanı açmaya çalıştım. Birkaç dakika neredeyse hiç sesi çıkmadı. Yalnızca derin nefes alışlarını ve iç çekişlerini duyabiliyordum.
Biz koçlar, danışanlarımızın neler yaşadıklarından çok yaşadıklarının onlarda nasıl duygular uyandırdığını, bu duyguların yaşamlarına nasıl etki ettiğini ve bunların ne kadar farkında olup olmadıklarını sorgularız. Nitekim danışanım da ilk defa bu duygularla yüzleşiyor, bunları fark ediyor ve yaşadığı acıyla ilk defa hesaplaşıyordu. Toparlandığını ve devam edebileceğini söyledikten sonra sorularımı sormaya kaldığım yerden devam ettim.
KOÇ: Bunu size fark ettiren ne oldu?DANIŞAN:Bu zamana kadar gittiğim her yerde “İşte ********* (burada ismini söyledi) geldi, o halleder!” şeklinde karşılandım. Çevremde herkes için resmen bir süper kahramana dönüşmüştüm. İlk başlarda bu durumdan çok memnundum. İnsanların içinden çıkamadığı konuları, durumları çözen biri olmak bir hayli gururumu okşuyordu. Bu, beni mutlu ediyordu. Sürekli bunu tekrarlamak bir süre sonra ben dâhil çevremdeki herkeste bir alışkanlığa dönüştü. Hatta alışkanlıktan da öte bu durum bana yapışıp kalmıştı. Ben de kendimi buna kaptırınca kendi isteklerimi baskılayıp başkalarına yardım etmeyi seçtim. Neticede elli yaşını geçkin, yalnız bir kadın olarak yaşamını sürdürmeye çalışan mutsuz bir kadın oldum. Seansa başlarken “Bugün bana neyle geldiniz?” diye sordunuz. Bu soruyu işitir işitmez neredeyse tüm yaşantım bir film şeridi gibi gözlerimin önünden geçti. O an tüm hayatımı sorgulamaya başladım çünkü ilk defa biri bana, “Senin neyin var?” diye soruyordu. Ben yine her zamanki gibi kaçamak bir cevapla zaman kazanmaya çalışırken siz hemen peşinden şu an düşünmek için iyi bir fırsat yakaladığımı söylediniz. Kendimle baş başa olduğumu, bunun için burada olduğumuzu hatırlattınız ve ilk defa kendime dönüp bakmamı sağladınız. Siz böyle söyleyince gerçekten de o an kendimle baş başa kalma zamanımın geldiğini ve yıllarca kaçındığım itirafları artık yapmam gerektiğini anladım ve fark ettim ki ben elli yılı aşkın bir hayatı hep başkaları için tüketmişim. Yine şimdi fark ettim ki bunu bile kendimden saklamışım. Sanki aklıma geldikçe itiraf etmeyi gururuma yediremediğimden dolayı bunları sürekli baskılamış ve var olan bir gerçeği kendimden hep saklamaya çalışmışım.KOÇ:“Var olan bir gerçeği kendimden hep saklamaya çalışmışım.” dediniz, şu anki gerçekliğiniz nedir?DANIŞAN:Şu anki gerçekliğim; hayallerini, isteklerini sürekli öteleyen, sürekli başkaları için kendisini ihmal ederek yaşayan, mutlu olup olmadığını, basit bir şeyi isteyip istemediğini dahi kendisine sorma cesareti gösteremeyen ve yaşamı deyim yerindeyse avuçlarının içinden kaymış, çaresiz bir kadın olarak yaşantıma devam ediyor olmamdan başka bir şey değil!KOÇ: Yaklaşık bir hafta kadar önce planlamamızı yapmış olmamıza rağmen bugün seansımızı gerçekleştirirken hiçbir şey düşünmeden geldiğinizi, konuşurken belki bir şeyleri yakalayabileceğinizi söyleyerek başladınız. Bu sırada, tam da dediğiniz gibi soruma cevap verirken bir farkındalık yaşadığınızı söylediniz.DANIŞAN:Farkındalıklar silsilesi desek daha doğru olur.KOÇ: Peki, öyle diyelim. Ancak bu farkındalıklar silsilesi, kendi problemlerinizi önemsemediğinizi fark ettikten sonra başladı. Bunca zamandır hep başkaları için yaşadığınızı, çevrenizde bir süper kahraman olarak anıldığınızı, bu yüzden de kendi hayatınızı ihmal ettiğinizi bir nevi kendinize itiraf ettiğinizi ifade ettiniz. Hatta belki bunu çok daha önce fark etmiş olsaydınız şu ankinden çok farklı bir hayat yaşıyor olabileceğinizi, aile kurmuş biri olarak daha mutlu yaşayan bir kadın, belki bir anne olabileceğinizi söyleyerek şu an bunları yaşayamadığınız için bu durumun sizi üzdüğünü belirttiniz. Peki, bu farkındalıklar silsilesi yaşanırken şu an neler hissediyorsunuz? Bunu öğrenmek istiyorum çünkü bana bunları anlatırken ağlıyor olmanıza rağmen yüz ifadeniz değişmeye, çökük omuzlarınızı kaldırmaya başladınız...DANIŞAN:Benim için zor olan şey, kendime bu itiraflarda bulunabilmekti. Sadece bunu başarmış olmak bile benim için büyük bir başarı, büyük mutluluk... Şu an kendimi rahatlamış ve özgür hissediyorum. Ağır bir yükün altından kalktığımı söyleyebilirim. Bunun yanında çok değişik duygular yaşadığımı da itiraf etmeliyim. Bunları fark etmek; bir taraftan çok üzücü, diğer taraftan da benim açımdan umut verici…KOÇ: Bunca zamandır yapmış olduğunuz tercihler sebebiyle dilediğiniz hayatı yaşamadığınızı duydum sizden; sebeplerini de, yaşadıklarınızı da bir bir anlattınız… Seansa başlarken ne konuşacağınızı bilemezken neredeyse tüm yaşantınız boyunca görmezden geldiğiniz ve kaçındığınızı söylediğiniz ne varsa hepsini bir anda ortaya dökmeyi başardınız. Yıllardır yapmaktan kaçındığınız itirafları bir anda kendinize yapmaya karar verdiniz. Bunun için sizi tebrik etmeme izin veriniz lütfen. Harika bir iş çıkardınız. Sizi canı gönülden kutlarım. Peki, bunca zamandır kaçtığınız itirafları size şu an yapma kararı verdiren, tercihlerinizden pişmanlık duymanıza sebep olan şey nedir?DANIŞAN:Dedim ya, bu zamana kadar kimse sormadı ki… Sorsalardı belki şu an olduğu gibi gözyaşları içinde her şeyi anlatıp içimdeki çocuğu özgür bırakacaktım.KOÇ:Peki siz… Sizin kendinize sormama sebebiniz neydi?DANIŞAN:Korktum sanırım, bu büyünün bozulmasından korktum, aynı kişi olamamaktan korktum. Sanki kendime bunu sorsam kendimle yüzleştikten sonra aynı kişi olamayacağım gibi geldi hep. Belki de buna inandırdım kendimi...
Danışanım çok zor süreçler yaşamasına rağmen kolaylıkla sorularıma cevap verebiliyordu. Bu durum koçu olarak elimi güçlendiriyor, seansın amacına ulaşmasına büyük derecede hizmet ediyordu. Sorununun kaynağı ortadaydı ve çözümü de neredeyse yanı başımızdaydı. Danışanımın bu kaynağa ulaşıp nasıl bir çözüm istediğine karar vermesi çok zor olmayacaktı. Ancak tüm bunları kendisinin fark etmesi ve nasıl bir tercih yapması gerektiği konusunda bir fikre varması gerekiyordu. Az evvel elime çok güçlü bir done vermişti ve bu neredeyse seansın en can alıcı parçasını oluşturuyordu. Bu fırsatı kaçırmak olmazdı. Hemen oradan devam ettim…
KOÇ:Az önce özgürlükten söz ettiniz, “İçimdeki çocuğu özgür bırakacaktım!” dediniz. Kim o çocuk, tutsak olmasına sebep olan şey nedir?DANIŞAN:Çok zor bir soru sordunuz. Emin değilim ama sanırım bu sorunun cevabı, bendeki tüm düğümü çözecek gibi duruyor. Sorularınıza cevap verdikçe kendimde yeni şeyler keşfediyorum. Çok derinlerde bir şeylere ulaşıyor gibi hissediyorum. Düşünmem ve kafamı toparlamam için biraz zaman verir misiniz?KOÇ:Tabii ki! Lütfen… Kendinizi hazır hissettiğinizde devam edebilirsiniz…
Danışanım, kendisini yeniden keşfetme sürecine adım attıkça giderek daha fazla heyecanlanmaya başlıyordu. İnsanların kendileriyle ilgili bu tarz keşif süreçleri kimi zaman sancılı olsa da bu kez danışanımı aynı zamanda büyük bir huzura kavuşturuyor gibi görünüyordu. Bunu hissettirmek için de mutlu görünmeye, gözyaşlarını silerken bile gülümsemeye çalışıyordu.
Birkaç dakika boyunca hiç konuşmadan hareketsiz kaldı. Nefes almasa ve gözyaşları damlamasa bir heykel olabileceğinden şüphe edebilirdiniz. Donup kalmıştı öylece… Tamamen içine dönüp kendiyle hesaplaşmaya başladığını anlayabiliyordum. O düşündükçe, içine doğru biraz daha derine indikçe kendisine biçilen roller sebebiyle neler kaybettiğini daha iyi anlamaya başlıyordu ve doğal olarak kaybettikleri karşısında acı duyduğu her halinden belli oluyordu. Sadece izledim ve anlık olarak girdiği bu içsel savaştan çıkmasını bekledim.
Algı kapasitesi yüksek, oldukça zeki ve güçlü biriydi; dolayısıyla bu hesaplaşmadan yara alsa da zaferle çıkacağına dair inancım tamdı. Nihayet düşündüğümden daha kısa bir sürede toparlandı ve yeniden konuşmaya başladı.
DANIŞAN:Şu anda anlıyorum ki kendi istek ve arzularıyla, değerleriyle yaşayamayan, hayallerine ket vuran insan, birbirinden farklı iki insan olarak yaşamaya başlıyor. O andan itibaren ikiye bölünüyor. Biri toplumun normlarına, çevresinin baskılarına boyun eğerek, onların istediği yaşam biçimini tercih ederek yaşamaya başlıyor. Onlarla büyüyor, gelişiyor, toplumun bir ferdi oluyor ancak asla kendisi olamıyor. Mutlu gibi görünse de asla mutlu olamayan bir kişilik olarak yaşamını sürdürüyor ya da buna mecbur kalıyor. Diğeri de hedefleri, hayalleri, istekleri baskılanan, gerçek kimliğinizi taşıyan kişi olarak yani gerçek siz olarak derinlerde bir yerlerde hiçbir yaşam belirtisi göstermeden kalıyor. Bu da diğerinin aksine büyümüyor, gelişemiyor ve hep bir çocuk olarak içinizde esaret altında yaşamaya başlıyor. Özgürlüğünü, yaşam sevincini, umutlarını kaybediyor ve bu böyle sürüp gidiyor... Gerçek kimliğinizi taşıyan o tutsak çocuk, çaresizce ona ulaşmanızı bekliyor. Zaten sizden başkasının da ona ulaşması pek mümkün olmuyor. Onu fark edip oradan çıkaramadığınız müddetçe kendiniz olmayı başarmanız da maalesef mümkün olmuyor. Şu an fark ettim ki ben de bunca zamandır iki ayrı insan olarak yaşamaya çalışmışım; toplumun şekillendirdiği, kendi olmayı başaramamış ben ile asıl olmam gereken, ihmal ettiğim, içimde tutsak ettiğim ve büyüyüp gelişmesine engel olduğum ben… Yani içimdeki çocuk… Yaşamak istediğim her şeyi, hayalini kurduğum yaşamı; dürüp küçücük bir çocukla derinlere gömmüşüm sanki…
Danışanım harika bir tespit yapmıştı. Onu dinlerken yaşadığım gurur tarifsizdi. Bu yaşına kadar kendisini, kendi olmaktan alıkoyan ne varsa hepsini ortaya dökmüş ve bu durumun nelere yol açtığını da harika bir analizle açıklamıştı. Kendi kendine derinlemesine yaptığı bu harika analiz ile artık bir sonraki adıma geçmeye hazırdı. Anlattıklarını çok iyi anlamıştım ancak buna karşın farkındalık kazanabilmesi için bir kez daha tüm anlattıklarının bir özetini yaparak kendisine geri dönüt verdim, doğru anlayıp anlamadığımı sordum. Çok iyi anladığımı, seansın kendisine çok iyi geldiğini ve hatta bunca yıldır kendisine anlatmaktan bile sakındığı duygularını bu kadar rahat anlatabildiği için şaşkın olduğunu söyledi. Harika analizi için onu bir kez daha tebrik ederek içindeki o çocuğu özgür bırakmak isteyip istemediğini sordum.
DANIŞAN:İstemez olur muyum? Onu orada tutsak ettiğim için bu yaşıma kadar sahte bir benlikle yaşadım. Zamanında onu özgür bırakıp büyütmüş olsaydım şu an hayalini kurduğum hayatı yaşıyor olabilirdim.KOÇ:O çocuğun yeniden büyüyüp gelişmesinin ve özgür kalmasının yolu nedir?DANIŞAN:Of! Bu da çok zor bir soru oldu. Bugün tüm hayatımı sorgulamama vesile oldunuz. Yanlış anlamayın lütfen, bundan çok memnunum ancak yaşamım boyunca görmezden geldiğim şeyleri size tarif etmenin zorluğu bir tarafa, bana bundan nasıl kurtulacağımı soruyorsunuz şimdi de...Bu nasıl bir şey biliyor musunuz? Şu ana kadar kör, sağır ve dilsiz yaşamışım gibi düşünün. Önce “Bugün bana neyle geldiniz?” diyerek sizi işitmemi sağladınız, ardından dilimi çözdünüz ve yaşadıklarımı anlatmamı sağladınız. Şimdi de “Gözünü aç ve ne gördüğünü söyle?” diyorsunuz… Bu benim için biraz fazla olmadı mı?KOÇ:Fazla mı oldu?DANIŞAN:Gereğinden fazla hem de…KOÇ:Bunun hayaliniz olduğunu söylemiştiniz…DANIŞAN:Evet, en büyük hayalim. Doğrusu, daha önce böyle bir hayalimin olduğundan bile emin değildim. Sizinle konuşunca ben olacak çocuğun büyüyüp gelişmesine, özgürleşmesine tercihlerim sebebiyle engel olduğumu anladım. Onu özgürleştirmeden kendim olamayacağımın, mutlu olamayacağımın farkındayım artık.
Danışanımın artık her şeyin farkında olduğunu biliyordum. Sadece yapabileceği şeylerin ona zor geldiğini, yeniden tasarlayacağı yaşamını düşünüyordu. Özgürlüğün kendisi için ne ifade ettiğini sordum. Sözünü ettiği çocuğun özgür kalması durumunda hayatında neler değişebileceğini konuştuk. Bu noktada motivasyonu yükseldi. Düşlediği yaşam hakkında hayaller kurmaya başladı. Artık ağlamıyor ve gelecek ile ilgili planlar yapacak kıvama geliyordu. Her şeyin farkında olduğuna göre artık bir tercih yapması ve kim olmak istediğine karar vermesi gerekiyordu. Aynı soruyu, önceki tercihlerini hatırlatarak farklı bir şekilde sormanın daha iyi olacağını düşündüm.
KOÇ:Peki, bundan sonraki tercihlerinize gelecek olursak tam olarak buradan neleri tercih etmiş olarak ayrılmak istersiniz?DANIŞAN: Esaretten kurtardığım çocuğun hayatına kaldığı yerden devam etmesi için tamamen onun istek ve arzularından, hayal ve hedeflerinden oluşan bir hayatı yeniden inşa edecek biri olarak ayrılmak isterim. Bunca zamandır içinde kalan ne varsa hepsini ayaklarının önüne sererek ayrılmak isterim. Artık kendim olmak ve hiçbir şeyin içimde kalmasına izin vermeden yaşayamadıklarımın hepsini yaşamaya karar vermiş biri olarak ayrılmak isterim.
Danışanım artık ne istediğini bilen, kendinden emin biriydi. İstediği kişi olmak için yeterli motivasyonu da kazanmış görünüyordu. Geriye, başarılı olması için ihtiyaçlarını tespit etmesi kalmıştı. İşte şimdi sıra bu ihtiyaçları tespit etmeye gelmişti.
KOÇ:Bunları başarmak için neye ihtiyacınız var?DANIŞAN: Çok basit! Ben bu dünyaya başkalarının bana biçtiği rolü yaşamak için gelmedim. Hayatımda var olan ancak bana ait olmayan her şeyi şu andan itibaren hayatımdan çıkarmaya ihtiyacım var. Artık kendim olmaya, kendi tercihlerime göre yaşamaya, istemediğim hiçbir şeyi yapmamaya ihtiyacım var. Kimseyi kırmamak adına yarım asırlık hayatında kırılmış, incinmiş **********’nin (burada yeniden ismini söyledi) yaralarını sarmaya ihtiyacım var. O çocuğa düşlediklerinden daha fazlasını yaşatmaya, belki de ilk olarak ondan özür dilemeye, kalbini onarmaya, haklarını, hakkı olan hayatı ona geri sunmaya, iadeiitibar yapmaya ihtiyacım var.
Danışanım artık netti. Ne istediğini, neye ihtiyacı olduğunu çözümlemiş ve kararını vermişti. Tahribatlarla dolu 50 yıllık hayatını sil baştan yeniden tasarlayacaktı. Devamında bu kararı alıp almadığını ve önünde bir engelinin bulunup bulunmadığını sordum. Oldukça net bir yanıt daha verdi: “Tek engel bendim ve artık kendi önümden çekiliyorum!” dedi. Son sözü de oldukça etkili, seans boyunca yaptığı analizler kadar harikaydı.
Seansımızın son bölümünü de aksiyon planımızı oluşturarak tamamladık. İkimiz için de oldukça güzel ve verimli bir seans olmuştu. Yarım asırlık hayatında neredeyse bir an bile kendisi için yaşamamış, tıpkı tasvir ettiği içindeki prangalanmış çocuk gibi benliği esaret altına alınmış bir kadın, tüm bu olumsuzlardan kurtulup kalan ömrünü artık sadece kendisi için yaşayacaktı. Bundan daha büyük bir mutluluk olabilir miydi?
“Tüm bunları başardı mı?” dediğinizi duyar gibiyim… İstek ve ihtiyaçlarının farkında olan her insanın, konu ne olursa olsun başarısız olması mümkün değildir. Yeter ki istesin! Danışanım bu konuda oldukça istekli olduğunu sürekli dile getiriyordu. Beraber oluşturduğumuz aksiyon planımızı harfiyen uyguladı ve tam da istediği gibi yepyeni bir hayatı yeniden var etti. Bunu başarması için yaptığı tespitte olduğu gibi kendi önünden çekilmesi yeterli oldu. Kendi eliyle yıktığı, tahrip ettiği hayatı resmen yeniden inşa etti. Yeniden ayağa kalktı ve şu an oldukça mutlu, yaşamak için oldukça coşkulu biri olarak hayatına devam ediyor. Yaşamak için gerçekten de coşkulu olmak gerekiyormuş, bunu da bir kez daha öğrenmiş olduk. İstediğiniz hayatı yaşamak için yeteri kadar coşkunuz, tutkunuz yok ise hedeflerinize ulaşmak için gereken adımları atmanız zorlaşır ve başarılı olma ihtimaliniz azalır. Coşku ve tutku, yolculuğunuzun yakıtıdır; bunlar olmadan isteklerinizi gerçekleştirmek daha büyük bir mücadele haline gelir.
Değerli dostlar;
Kırk beş dakikalık bu harika seansın bize verdiği pek çok mesaj var aslında. Bunlardan en önemlisi; koçluğun toplumda bilinenin aksine kişiye yol ve yöntem göstermeden, hiçbir şekilde tavsiyelerde bulunmadan danışanın yaşadığı sorunların üstesinden gelmek için çözümün yine kendisinde olduğunu söylemesi ve bunu danışana yaptırması… Koçluk gerçekten de gelişim, değişim, dönüşüm ve başarı için gerekli tüm kaynakların insanın özünde ve içinde olduğunu ustalıkla gösterir. Koçluğu farklı ve özel kılan da budur aslında.
Bir diğer önemli mesaj da koçluk almanın ne kadar gerekli olduğudur. Bireylerin gerçek ihtiyaçlarını ve hedeflerini daha iyi anlamalarına yardımcı olan koçluk, ne istediklerini ve bunları nasıl elde edebileceklerini net bir şekilde ortaya koyar. Bu yüzden koçluk yapmak da, koçluk almak da son derece güzeldir. Kişiye, kendisini bulabilmesi için alan açar. Seanslarda sorduğumuz sorular, danışanların kendilerini ve duygularını daha iyi tanımaları, yaşamlarını yeniden şekillendirmeleri, tıkandıkları noktaları açmaları, hedeflerini yeniden tasarlayarak hayallerine dönüştürebilmeleri için bir fırsat yaratır. Koçlar, danışanlarını sadece düşündürmekle kalmayıp aynı zamanda aksiyon almalarına ve gerekli eylem adımlarını atmalarına da yardımcı olur. Tıpkı size anlattığım bu seans örneğinde olduğu gibi... Dolayısıyla koçluk almaktan çekinmeyin ve bu özel alanın desteğini almaktan geri durmayın! Zira kendi isteklerini net bir şekilde belirlemiş olan biri, ne çevresinin taleplerine ne de hoşuna gitmeyen yaşam koşullarına teslim olmaz.
Son olarak, kıymetli danışanıma öncelikle bu yazının ortaya çıkmasını sağladığı, buna izin verdiği, bana böylesine harika bir seans yaşattığı ve başarılı olduğu için bir kez daha teşekkür ederek yazımı noktalamak istiyorum.
Yeni blog yazılarında görüşünceye dek, hoşça kalın!