Çocukluğumuzdaki ilk şemalarımız nasıl oluşur? Size bakım verenler sizin yaşamdaki ilk rehberlerinizdir. İlk bakım verenleriniz şayet sizinle birlikte o duygulara temas edebildiyse, o zorlayıcı duyguları yaşarken yanınızda şefkatle, sevgiyle var olarak, size kendinizi güvende hissettirdiyse; sizi suçlamak, eleştirmek, küçümsemek, utandırmak yerine gerçekten dinleyebildiyse ve size alan açabildiyse işte o zaman oluşan şema oldukça güvenli ve sevgi dolu bir hal alır. Yaşamla ve kendinizle güvenle var olabilmeyi deneyimlemiş olursunuz. Ya tam tersi olduysa? Görülmediyseniz, duyulmadıysanız, kimse size sarılmadıysa, kimse size o duyguyla nasıl baş edeceğinize dair rehberlik etmediyse, hatta hissettiğiniz o duygulardan dolayı suçlu hissettirildiyseniz ve utandırıldıysanız bugün ilişkilerinizde bu dinamiklerin benzerlerini yaşarsınız. Yine o duygularla kendi başınıza baş etmeye çalışırsınız. Anlatmak istersiniz, yardım istersiniz ancak sesiniz çıkmaz. İhtiyacım var diyemezsiniz. Çünkü çocukken hissettiğiniz her duygu karşınıza dikilir. İhtiyacınızın gülünç olduğunu, utanç verici olduğunu, sizi güçsüz ve aciz göstereceğini, önemsenmeyeceğini; belki sevgiden ve ilgiden mahrum kalacağınızı düşünürsünüz. “Sadece sarılmana ihtiyacım var, zorlanıyorum, beni yalnız bırakma” diyemezsiniz. Çünkü her istediğinde reddedilmiş, önceliklendirilmemiş ve artık istemeyi bırakmış çocuğun öğrendikleriyle, güçlü görünen ancak sürekli kalbinde yalnız hisseden bir yetişkine dönüşürsünüz. Peki İlişkilerimizde fark ettiklerimizi ya da kişileri bırakmamak içinhangi duygularatutunuyoruz? Bazılarımız gitmekte zorlanır, bazılarımız affetmekte.Bazılarımız bir ilişkiyi, bir kırgınlığı, bir alışkanlığı ya da artık yük olmaya başlayan bir hikâyeyi bırakmakta…Ve çoğu zaman bunun sebebini dışarıda ararız.Çünkü biz kendimizden önce dışarıyı gördük, tanıdık. Bize anlatılanları dinledik ve onlara inandık. Kimse bize “Sen ne istiyorsun? Sen nasıl hissediyorsun? Sence sen nasıl bir insansın?” diye sormadı.Kendimizle ilk defa, kurduğumuz ilişkilerde karşılaştık, İki yabancının birbirine gösterdikleri ile, yani kendimizle, asıl kavgaya tutuştuk. Şiddetli geçimsizlikle ya oradan kaçtık ya da takılı kaldık. Aynaya baktığımızı unuttuk veya anlamadık; neden kaçtık ya da takılı kaldık. Neden kaçtık ya da takılı kaldık? “Çünkü o bana bunu yaptı.” “Çünkü çok emek verdim.” “Çünkü hak etmediğim şeyler yaşadım.” “Çünkü onsuz kim olacağımı bilmiyorum.” “Beni hiç sevmedi, anlamadı, ihtiyacım olduğunda bana sarılmadı…” Ama bazen asıl soru şudur: Bırakamadığın ya da ilk temasta kaçtığın şey gerçekten o kişi mi, yoksa o kişinin sende yarattığı duygu mu? Gerçekten onu mu seviyorsun, yoksa onun yanında olduğun kişiyi mi? Belki de her ikisi de… Bir insan bazen sevgiyi değil, alışmış olduğu acıyı bırakmakta zorlanır.Çünkü tanıdık olan, sağlıklı olandan daha güvenli hissettirebilir. Bildiği ilişki budur çünkü. İki kişilik yalnızlık. Ve beraberinde kırgınlık, öfke, suçluluk, değersizlik, yetersizlik… Koçluk bakış açısının bize kattıkları; Bazı duygular zamanla kimliğin bir parçası haline gelir.Ve insan artık o duygudan yorulsa bile onsuz nasıl hissedeceğini bilemeyebilir. Yukarıda anlattığım gibi, hele ki çocukken o duygularla baş etmeyi öğrenemediysek, kendimizi başkalarının gözünde arayıp, aslında kim olduğumuzu hiç sormadıysak, hep bir suçlu ve sorumlu aradıysak sonuç ya kaçış ya da orada çakılıp kalıştır. İşte tam burada koçluk önemli bir kapı açar. Daha önce hiç çalmadığımız, aralamadığımız bir kapı. Çünkü koçluk sadece “hedefe ulaşmak” değildir.Aynı zamanda kişinin kendi içsel döngülerini fark etmesi, otomatikleşmiş duygusal bağlarını görmesi ve kendine şu soruları sorabilmesidir:Çocukken ilişkimiz bize bakım verenlerle başlarken bir yandan da dokunarak, hissederek, kokumuzu alarak, sesimizi duyarak kendimizle de bir ilişki kurmaya başlarız. Eğer bize sevgiyle dokunulur, seslenilir ve ilgilenilirse ilk ilişki şemalarımız sevgi ve güven üzerine kurulur.
Kendimle nasıl bir ilişkim var? Yaşamla nasıl bir ilişkim var? Gerçekten istediğim ilişki nasıl? Bu ilişkiyi yaratmak için ben ne yapıyorum/ yapabilirim? Ben neyi bırakmıyorum? Bu bana ne hissettiriyor? Bu duyguyu kaybedersem kim olurum? Acıya mı bağlıyım, yoksa hikâyeme mi? Bu yük bana artık ne öğretiyor, benden ne götürüyor?İlişkilerimizin biz de bıraktıkları sadece anılar değildir. Kendimizle ve yaşamla kurduğumuz ya da kaçındığımız bağlar ve duygulardır. Koçluk bize bugüne kadar bakmaktan kaçındığımız, korktuğumuz şeyleri; bırakamadığımız ya da tutunduğumuz duyguları, aradığımız cevaplar için hangi sorulara ihtiyacımız olduğunu bize fark ettiren şefkatli ve sevgi dolu bir alan yaratır.
İlişkilerimizin biz de bıraktıkları sadece anılar değildir. Kendimizle ve yaşamla kurduğumuz ya da kaçındığımız bağlar ve duygulardır. Koçluk bize bugüne kadar bakmaktan kaçındığımız, korktuğumuz şeyleri; bırakamadığımız ya da tutunduğumuz duyguları, aradığımız cevaplar için hangi sorulara ihtiyacımız olduğunu bize fark ettiren şefkatli ve sevgi dolu bir alan yaratır.
İlişkilerimiz sırasında bir ya da birçok yaraya temas söz konusudur. Ve bazen acıtanın o kişi değil, bizde hâlâ kapanmamış olan yara olduğunu bize koçluk fark ettirir.Suçlu aramadan, yargılamadan, kaçmadan…İnsanın kendi içine dönebildiği, ilk defa gerçekten kendini duyabildiği bir alan. Çünkü bir ilişkiyi değil;o ilişkinin içinde belki de ilk defa görünür olma umudunu bırakmakta zorlanırız. Bazılarımız sevgiyle birlikte, alıştığı yalnızlığı ve sessizliği taşır yanında.Bazılarımız ise gitmesi gereken kişilere değil, çocukluğundan beri içinde taşıdığı eksik kalmış duygulara tutunur. Tutunduklarımızı fark edip bıraktığımızda; kendi sesimizi, ihtiyacımızı, değerimizi, aslında neye layık olduğumuzu ve gerçekten ne istediğimizi ilk defa orada duyarız. Belki iyileşmek; içimizde dolduramadığımız boşluğu başkalarında aramayı bırakıp, kendimizle yeniden yepyeni bir ilişki inşa edebilmektir. Sonrasında yaşadığımız ilişkilerde, karşılaştığımız kendimize yabancılık çekmeyiz. Sevgi ve şefkatle… ELB KOÇ- EĞİTİMCİ- YAZAR YEŞİM ÇOBAN