Blog

Kendin Olmanın Dayanılmaz Hafifliği

İnsan ilişkilerinin manipülasyonla; yansıtılan görüntülerin ise filtre ve maskelerle bezendiği günümüz dünyasında KENDİ OLABİLMEK ne kadar da zor, öyle değil mi?

Peki, nedir bu hep duyduğumuz “Kendin Ol” öğretisi? - Varoluşçu felsefeye göre kendin olmak, bu hayatta varoluş amacını keşfetmen ve kendi “otantik” var olma halinle amacına yönelik davranışlarına yönelmendir. - Temel ve yaygın kavrayışa göre kendin olmak ise kimseyi taklit etmeden özgün kalabilmektir. Tarkan’ın şarkısındaki gibi; “Başkası olma, kendin ol. Böyle çok daha güzelsin!” - Kendi olmanın bir başka yorumu ise filtresiz ve maskesiz biçimde, dış etkenlerden bağımsız olarak düşündüğünü (mümkünse uygun üslubu gözeterek) söylemen ve inandığını yaşamandır. Bu ise ilişkide olduğumuz gruplar tarafından “samimiyet” ve “içtenlik” olarak yorumlanır. Görüldüğü üzere 2 kelimeden ibaret olan bu kavramın altında ne alt anlamlar gizli…   Kendimiz Olmanın Önündeki Engellerimiz ve Olası Nedenleri Sosyal hayatımızda, iş ortamımızda ya da özel ilişkimizde kendimiz olmayı çok isterken, neden bunu başaramıyoruz? Neden bireyselliğimizi ortaya koyamıyoruz? Bu konudaki bazı engeller ve nedenleri alttaki gibi sıralanabilir. Kendimiz olmayı hedefliyorsak, bunun yolu bu engelleri olabildiğince azaltmak ya da bertaraf etmektir.

1- Haklarımızı ve Sınırlarımızı Bilmemek Haklarımızı ve sınırlarımızı bilmeden kendimizi yeterli biçimde ifade edemeyiz ve kendimizi savunamayız. Bu da bizi sosyal ortamlardan kaçınmaya götürür çünkü ilişki kurmaya korkar hale geliriz. Sınırlarımızın ihlal edilmesinden çekinmemize rağmen gerekli sınırları çizemeyiz. Her türlü ilişkide tek taraflı ve aşırı fedakar davranırız. ÇÜNKÜ “Hayır” diyerek sınır koyarsak, “yalnız kalacağımıza ve sevilmeyeceğimize” inanırız.   2- Kendi Kararlarını Verememek Kendimizle yeteri kadar vakit geçirmemişsek, kendimizi tanımaya alan açmadıysak ne istediğimizi/istemediğimizi, neyi sevip sevmediğimizi, hangi seçenekle ilerlememiz gerektiğini tam olarak bilemeyiz. Ya da bilsek bile bazen de başkalarının yanında bunları açıkça ifade etmeye ya da farklı fikirlerimizi ortaya koymaya cesaret edemeyiz. ÇÜNKÜ “Hata” yapıp “hatamızın sonuçlarıyla yüzleşmekten”, “hatalarımızı telafi etme sorumluluğunu almaktan ve yargılanmaktan” kaçınırız. Bu nedenle çoğunlukla başkalarının bizim adımıza karar vermesini isteriz. Bu kararların büyük olması da gerekmez, bazen sadece ne yemek istediğimizi bile bilmeden “sen seç” deriz. İnsanlar, genelde olaylara kendi pencerelerinden bakar ve eleştirecek noktaları kolaylıkla bulur. Tam da o durumlarda kendi kalabilmek cesaret işidir. Sting'in dediği gibi; "Be yourself no matter what they say!” Yani, “Ne derlerse desinler KENDİN KAL!"

Kendimiz Olduğumuzda Elde Edeceğimiz Kazanımlar Kendimizi tanıma meselesi, “süregelen” bir gerçekliktir. Belki hiçbir zaman kendimizi eksiksiz olarak tanıyamayacağız ancak en azından her an kendimizle ilgili yeni bilgiler öğrenmeye açık olmamız gerekir. Çünkü biz istesek de istemesek de tepkilerimiz, hatalarımız, ihmallerimiz, duygu değişimlerimiz -eğer biz görmeyi seçersek- her geçen günde bize birçok yeni farkındalık kazandırır. İlk adımda kendimizi tanıdığımızda, sonraki adım kendimizi, isteklerimizi ve düşüncelerimizi korkusuzca ortaya koymak olmalıdır. Unutmayalım ki, biz gerçek benliğimizi ortaya koyduğumuzda bir başka deyişle “kendimiz olduğumuzda“ bizi gerçekten, koşulsuz ve çıkarsız sevenler yanımızda kalacaktır ve tanıdığımız yeni insanlardan bazıları da bu sayede biriktirdiğimiz dostlara ya da hayat arkadaşımıza dönüşecektir. Ve şüphesiz ki, kendimiz olduğumuzda hayat yolunda gerçek başarı ve mutluluğu da yakalayacağız. Neden mi? Çünkü ancak kendimiz olduğumuzda, parmak izimiz kadar özgün olan değerli varlığımız onurlanacak, ruhumuz hafifleyecek, dışarı yansıttığımız samimiyet ve içtenlik hayatın her alanında tatmin edici ilişkiler geliştirmemizi sağlayacak. Bunun için öncelikle kabul etmemiz gereken şunlar; • BEN, içimdeki tüm güçlü ve gelişime açık özelliklerimle BENİM. • BEN, olduğum haliyle değerli, yeterli ve sevilebilirim. • BEN hata yapabilirim. MÜKEMMEL olmam gerekmez. • BEN, beni olduğum gibi kabul edenlerle ilerlemeyi tercih ediyorum. • BEN, tıpkı Profesyonel bir Koç’un yaptığı gibi kendime yargısız bir öz şefkat ile yaklaşıyorum. • BEN, başkaları gibi olmak zorunda değilim. KENDİM olmanın konforunu ve özgün kişiliğimi yaşıyorum. Foucault'un da dediği gibi; “Bir yerde herkes birbirine benziyorsa orada kimse yok demektir.” Kendimiz olma gereğini ve altındaki dinamikleri detaylı irdelemiş olduk. Bununla birlikte, bildiklerimiz ışığında ilerleyebiliyor olmak çok daha etkilidir. Çünkü "bilmek" bir gelişim ise, “yapabilmek" bir devrimdir.