Blog

KENDİNE BİR İYİLİK YAP VE KOÇLUKLA TANIŞ!

Kendini yeni yeni tanımaya başlayan ben, o gün güneşin ilk ışıkları ile uyandım. Aralık kalan pencerenin tülü, hafif rüzgârla dans ediyordu adeta. İçeri dolan taze ıhlamur kokusunun yan bahçedeki ıhlamur ağacından geldiği belliydi. “Nasıl huzur dolu bir sabah!” dedim içimden ve bir anda tüm bedenimin ve ruhumun enerji dolduğunu hissettim. Hızlıca hazırlanıp küçük termosuma koyduğum çayımla çıktım yollara... Kendimle yaptığım yürüyüşleri oldukça sık tekrar etmek, bunu bir alışkanlığa çevirmek bedenime iyi geldiği kadar zihnime de iyi geliyordu. Temiz havayı ciğerlerime doldurduğum o anlarda, kendimi keşfetmeye devam ediyordum. “Ben kimim?”, “Gerçekten en çok neye zaman harcamaktan keyif alıyorum?”  sorularının cevabını bulduktan sonra düşüncelerim derinleşmeye başladı. İhtiyaçlarımı daha farklı perspektiflerden ele almaya başladım. “Bunları listelerken önceliklerim nedir, bu öncelikleri hangi değerlerim destekliyor?” diye derinleşen soruların arasında gidip geldiğim zaman dilimleri yaşadım. Bugün bu yazımda uzun zamandır üzerine düşündüğüm bir konu üzerinden devam etmek istiyorum; değerlerimiz... Hemen hemen her koçluk seansında ele aldığımız, üzerine uzun uzadıya konuştuğumuz değer yargılarımız bizi nasıl şekillendiriyor, bizlere nasıl katkı sağlıyor? Bu sorulara değinmek ancak ilk olarak değer kavramının tanımına bir bakalım istiyorum.   DEĞER NEDİR? Değer kavramının bir birey veya toplum için önemli olan inançlar, ilkeler veya belirli standartlara uygunluk anlamına geldiğini biliyoruz. Değerlerimizin şekillenmesi sürecinde yaşam tarzlarımız, sosyal ve kültürel açıdan kabul ettiğimiz yaşam standartlarımız, aile, eğitim faktörlerimiz ve dinî inançlarımızın katkısının ne derecede büyük önem taşıdığını yadsıyamayız. Tüm bunların sonucunda bize ait olduğunu düşündüğümüz kalıplaşmış değer yargılarımızın ne kadarını tamamen biz var ettik, diye insan düşünmeden edemiyor. Gökyüzünde çığlıklar atarak dolaşan martılara dalıp gitti bakışlarım… Onların mavi semalardaki özgürlüğü, o özgürlükle birlikte kendi özlerine sahip davranışlarını cesurca sergilemeleri, beni adeta büyüledi. Tam o anda, ben de sorgulamaya başladım. Benim özüme ait değerlerim nelerdi? İçimdeki o ses, yanı başıma oturdu ve başladı anlatmaya… “Herkesten önce, her şeyden önce kendimle barışık olmalıyım.” dedi ve “Bu yaşamda kendime verdiğim değeri ve özeni, yaşamdaki tüm canlılardan da esirgemeden bunu var etmeliyim!” diyerek cümlesini bitirdi. “Yaşamında başka neleri önemsiyorsun peki?” dedim. Hiç düşünmeden hızlıca cevap verdi, belli ki bildiği yerden sormuştum. Gözlerinin içi parlayarak “Başarmak!” dedi. “Neyi başarırsan bu eylemi tamamlamış olursun?” diye bu kez soruyu biraz daha zorlaştırdım. Kaşlarını çattı, gözlerini gökyüzüne dikti ve bir kaç saniye düşündü... “Fayda sağladığımı anladığımda başardığımı biliyor olacağım.” diye cevapladı beni. “Harikasın!” dedim ona. “Haydi gel, şimdi sıcak bir çayı hak ettin.” dedim ve denize karşı çayımızı yudumladık beraber. O, ait olduğu yere geri döndü ve ben de düşüncelerime...   DEĞERLERİMİZ HEDEFLERİMİZE NASIL HİZMET EDER? Yaşamımıza devam ederken çocukluk çağlarımızdan itibaren bizi ileriye taşıyan hedeflerimiz vardır. Yürümeyi öğrenmekle başlar belki ilk hedefimiz, okuma-yazma öğrenmekle devam eder ve ergenlik yıllarında benliğimizi kabul ettirme fikri ile yeniden şekillenir. Biz, zihnen ve fiziki olarak değiştikçe hedeflerimiz de yeniden bambaşka bir boyut kazanır. Tüm bu hedeflere ulaşmak için bizi harekete geçiren kavram, değerlerimiz değil de başka nedir? Cesaret etmeyi, başarmayı, varlığımızı kabul ettirmeyi, sosyalleşmeyi, başkalarını sevmeyi, paylaşmayı, para kazanmayı, bazı tümseklere takıldığımızda üzerinden atlamamıza katkı sağlayacak azim ve istikrar kavramlarının her biri döngünün içinde var olan değerlerimizdir. Tüm bu kavramlar, ileriye doğru gelişebilmek, bugün yaşadığımız anın lezzetine varabilmek adına bizlere oldukça destek sağlamaktadır. Rox E. Disney ''Değerleriniz pusulanızdır, hedefleriniz ise o pusulayı izleyerek varacağınız limanlar…'' sözüyle konunun özünü oldukça net biçimde ifade etmiştir. Varmak istediğiniz limana ilerlerken ihtiyacınız olan pusula size yol gösterecek ve sizi doğru yolda tutacaktır. Bu konuya bu kadar önem verip üzerine düşünmeye devam ettikçe farkındalıklarım değişmeye başladı. Yepyeni bir soru daha geldi aklıma...   DEĞERLERİMİZ DEĞİŞİR Mİ? Birden pek çok değerimizi ardı ardına sıralarız ya, özgürlük deriz örneğin, güvende olmalıyım, sadakat hepimiz için oldukça önemlidir ya; peki, bireysel olma fikri?.. Başarı isteriz, adaleti tercih ederiz; e peki, çıkarlarımızı savunma ihtiyacı?.. Yenilikleri birçoğumuz severiz ancak ya öğrendiğimiz o geleneklerimiz… Tüm bu değerleri aynı oranda ne kadar var edebiliriz ki?   İnsan değişen, gelişen bir varlıktır. Duyguları değiştiği gibi ihtiyaçları ve beklentileri de günden güne farklılık gösterebilir. İhtiyaçlarımız doğrultusunda değerlerimiz yeniden şekil alabilir, diye düşünüyorum. Varlığımız, her gün yeniden bir şekil alabilir. Ne demiş ünlü düşünür Herakleitos?  “Değişmeyen tek şey, değişimin kendisidir.” Oturduğum banttan kalktım, yürüyerek kendimi dinlemeye devam etmeye başladım. Mis gibi kokan bir sabun kokusu geldi burnuma. Sanırım biri balkonunu yıkıyordu. Sabun kokusuyla dağıldı düşüncelerim ancak hemen sonra bir yenisi geldi. “Ay ne güzel temizlik yapıyor! Benim evimin de ihtiyacı var!” diye geçirirken buldum kendimi… “Yemeğim de yok. Bak, çocuklar birazdan uyanacak ve daha yapılacak bir sürü şey var. Eyvah, geç kaldım!” Korna sessiyle irkildim ve bir an olduğum yerde kalıverdim. Toparlanıp dikkatlice karşıya geçtim ve orada bulunan büyük çınar ağacının altında bir süre durdum. Derin bir nefes aldım, nefesimi kontrol ettikten ve biraz daha sakinleştikten sonra yürümeye devam ettim… Bunca sorumluluğu tek başıma üstlenmem gerektiğini kimden öğrenmiştim? Yapacağım her işin en iyisini yapmam gerektiği düşüncesi kimin fikriydi?   KİME AİT BU DEĞERLER? Bu soruların cevabı belliydi; aile ile başlayan bu cevaplar, toplumla devam ediyordu. Peki, bu değerler, kalıplar gerçekten benim tercihim miydi? Camların her daim parlaması gerektiği, tüm işlerde en güzelini yapmam gerektiğine dair sürekli duyduğum çağrı… Bunlardan vazgeçersem en kötü ne olabilirdi? Her soru, yeni bir soru doğurmaya başlayınca vücuduma bir sıcaklık hissi geldi. Nasıl baş edeceğimi bilemediğim o anda, aklıma bu konuları bir koçluk seansında ele alabileceğim, yaşamımı yeniden şekillendirirken bu güzel araçtan faydalanabileceğim geldi. Artık kendi kendime sorular sormak yerine sorduğum bu soruları, bir koçluk seansında ele almaya karar verdim ve Nietzsche'nin şu sözünü anımsadım; “Her gün kendin için yeni bir adım at; dünkü sen, bugünkü seni kıskansın.” İleriye gitmek, yarını bugünümden daha güzel yapacak tek unsur; bugün yapabildiğime odaklanmak ve keşkelere yer bırakmadan doyasıya yaşamak… Şimdi söz sırası sende değerli okur. Sen, kendini ileriye taşımak için bugünlerde neler yapıyorsun? Yeni bir yazıda bir araya gelene dek, kendinize şefkatli davranın! Tabii bu sizin tercihiniz ise...