Yaz mevsimi geldiğinde dışarıya çıkıp yürüyüş yapma fırsatım daha çok oluyor. Bazen ailece bazen de tek başıma...
Severim aslında tek başına gezintileri. Düşünecek, iç sesimi duyacak anlar yakalarım.
Yine böyle bir başıma çıktığım bir gün, termosa çayımı koyup sahil kenarına indim. Biraz deniz havası almak bedenime de, ruhuma da iyi gelir diye düşündüm. Benim gibi düşünüp erkenden sahile inen birkaç kişi vardı, sayamadım. O gün yürümek istemedi canım, bir bank buldum ve sessizce oraya oturdum. Gözlerimi kapattım. Martı sesleri ile dalga sesi ve su şırıltısının birbirine karıştığı o anlarda kulağıma bir konuşma takıldı. Gözlerimi hiç açmadan dikkatlice dinledim sadece; “Bu şekilde davranamazsın!” diyordu bir kadın ve ardından:
“Sen bizim çocuğumuzsun, bizim değerlerimize ters düşen bir meslek seçemezsin. Hem baban haklı, o çok istediğin bölüm sana ve ailemizin değerlerine uygun değil!” dedi ve karşısından herhangi bir cevap gelmesine izin vermeden devam etti konuşmaya:
- Şarkıcı mı olacaksın, sahnelere çıkıp uygunsuz kıyafetler mi giyeceksin? Hem sen biliyor musun, oralara gelebilmek için gençler nelere tamam demek zorunda kalıyorlar? Tövbe tövbe! Konuşturma beni şimdi!
Karşısında biri var mı, yok mu belli olmayan bir anda cılız bir ses cevap verdi:
- Ama ben sadece müzisyen…
Cümle tamamlanmadan çalan telefonun sesi ile konuşma yarım kaldı; “Hadi kalk, baban arıyor, eve gidiyoruz!” dedi.
Usulca açtım gözlerimi...
Başı dik, yürüyüşü sert adımlarla yapan kadınla birlikte ardında omuzları düşük, sanki bir adım öteye gidecek gücü olmayan biri gibi ilerleyen genç kız, yavaş yavaş gözden kayboldu...
Tüm bu konuşmaları duyunca düşüncelere daldım… Okuduklarım, öğrendiklerim bir bir geçti aklımdan. Sıradan bir ebeveyndi karşımdaki kadın. Dinlemeden, keskin cümleleriyle kızının yerine kararlar veren, toplumsal inançları ile birlikte hüküm kesen otoriter bir anne...
Sesini çıkarıp “Ben bunu istiyorum!” deme hakkının bile olmadığı, öğretilmiş uygulu bir çocuk vardı tam karşısında.
Koşarak yanlarına gidip “Pardon! Kızınızın mutlu olmasından daha çok kendi değerlerinizi ön plana aldığınızı duydum az önce. Peki, siz istemez miydiniz kendi seçimlerinizi yaşayabildiğiniz bir hayatı var etmeyi?” demek istedim ancak durdum ve hiçbir şey yapamadım.
Sahi, ben hiç yaşamamış mıydım böyle anlar?
Yaşadım elbette, eminim sizler de yaşamışsınızdır.
Peki, şimdi hayatımda neler değişti?
Koçlukla tanıştım...
Koçluk, Bakış Açımı Nasıl Değiştirdi?
İçimde var olan ve her davranışıma yorum yapan iç sesimin tamamının bana ait olmadığını fark ettim. Ailemin, çevremin bana öğrettikleri ve edindiğim deneyimlerimle birlikte var ettiğim bu benlik durumlarının, yaşamıma nasıl yön verdiklerini görmeye başladım. Bu yeni bilgiler ışığında yepyeni bir ben yaratmaya başladım. İlk hedefim, yaşadığı her andan zevk alabilen bir kadın var etmek oldu.
Sürücülerimiz Bizi Nasıl Yönetir?
Sürücü dediğimiz, bizim davranışlarımızı belirleyen zihnimizin çalışma kodlarını öğrenmeye başladığımda her bir sürücümün beni nasıl yönlendirdiğini keşfettim. Aldığım ve verdiğim tüm seanslarda beni mutsuz eden noktaları bir bir tespit ettim. Başkalarını memnun etmek için var ettiğim yaşamın, beni mutlu etmediğini fark ettiğimde “Nasıl mutlu olurum?” ve “Neleri değiştirirsem hayattan daha fazla keyif alırım?” sorularını sormaya başladım.
Koçluk Sorularımın Cevaplarını Nasıl Buldum?
Aradığım cevapları; okuduğum kitaplarda, bazen izlediğim bir film sahnesinin repliğinde, katıldığım seanslarda hatta sosyal medya gönderilerinde buldum. Bu cevapları nasıl yaşamıma dahil ettiğimi merak ediyorsanız onun cevabı da şöyle:
Artık bir durum yaşadığımda özellikle bu yaşamak istemeyi tercih etmeyeceğim bir durum ise önce bir duruyorum. Beni ele geçiren duyguyu yaşadığım anı sorguluyorum. Verdiğim tepkilere ve davranışlarıma bir bakıyorum. “Şimdi neyi değiştirirsem kendimi daha huzurlu hissederim?” diye düşünüyorum ve en önemlisi artık yaşadığım duygularımı daha net bir şekilde kabul ederek karşı tarafa söylüyorum. “Korkuyorum” demekten korkmuyorum.
Bu satırları yazmama engel olmaya çalışan tecrübelerimden doğan o iç sese, “Dur! Ben bunu deneyeceğim!” demeyi seçiyorum.
Peki, koçluk sizin yaşamınıza nasıl katkılar sağladı?