Blog

Koçluk Seanslarımdan Çıkardığım 10 Değerli Ders

Temel öznesi insan olan koçluk mesleğinin eşitlikçi, kişilere tam ve bütüncül yaklaşımı, onu özel bir yerde konumlandırsa da sağladığı faydalar bakımından da farklı bir disiplin olarak ele almakta fayda var.

İnişli çıkışlı hayat yolculuğumuzda daha sağlıklı yol alabilmek, daha dengeli ve mutlu bir yaşam sürdürebilmek için desteğe ihtiyaç duyduğumuz zamanlar oluyor. “Ruh, beden ve zihin üçlemesi arasında iletişimin kesilmesi” olarak adlandırdığım böylesi zamanlarda, insan varlığının en temel ögeleri olan bu üç önemli bileşen arasında yeniden iletişim sağlayacak farklı bir bakış açısı kazanmak, bir yol gösterici edinmek giderek zorlaşan günümüz şartlarında daha da önemli hale geliyor. İnsanın iyi gitmediğini veya sorunlarını çözmekte zorlandığını düşündüğü durumlarda neredeyse başvurduğu tüm kaynaklar, kendisini tavsiye almaya ve bir başkasının tecrübesinden yararlanmaya götürürken sadece koçluk mesleği kişiye, yaşadığı sorunların üstesinden gelmek için çözümün yine kendisinde olduğunu söyler ve bunu yaptırır. Koçluk; gelişim, değişim, dönüşüm ve başarı için gerekli tüm kaynakların insanın özünde ve içinde olduğunu gösterir. Koçluğu farklı ve özel kılan da budur aslında. Her toplumun kendine özgü davranışları, alışkanlıkları, ilişki kuralları, yaşam tarzı, dili ve davranış kalıpları olsa da insanların dertleriyle dertlenmek, yaşadıkları sorunlara çözüm bulmaya çalışmak tüm toplumların ortak özelliğidir sanırım. Sanırım diyorum çünkü bu konuda yapılmış bir araştırma olup olmadığını henüz bilmiyorum. Tavsiye alıp vermeyi seven bir toplumda koçluk yapmanın zorlukları da var elbet çünkü karşınızda oturan ve koçluğu bilmeyen insanların sizden beklediği şey, tavsiyeler almak ve aldığı bu tavsiyelerle sorunlarını aşabilmek oluyor genelde. Her konuda fikri olan toplumların elbette önerileri de çok olur. Tavsiye ve önerilere alışmış olan insanların da kendilerine sorulan sorular yardımıyla çözüm aramaya koyulması zor görünse de, yaşadığımız deneyimler bunun hiç de zor olmadığını aksine daha kısa sürede daha etkili çözümler sağladığını gösteriyor. Öte yandan sorumluluk almaktan kaçınarak sadece tavsiyelerle ilerlemenin insanı yaşama adapte olmaktan alıkoyduğunu ve çoğu durumda çözüm sağlamadığını yine yaptığımız seanslardan anlayabiliyoruz. Sorumluluk almak, kişinin kendisine yaptığı en büyük yatırımdır ve koçlar danışanlarının sorumluluk almasını teşvik ederken aynı zamanda yaşadıkları deneyimler ışığında kendi çözümlerini bulmalarını sağlarlar. Bunun en önemli faydası da danışanların kendi keşfettiği çözüm yöntemlerine sahip çıkması, bunlara dört elle sarılması ve uygulamaya geçme konusunda istekli ve güçlü davranmalarıdır. İlk seansımın üzerinden 2 yıldan fazla bir zaman geçti. O günlerde yaşadığım heyecanı tarif etmemin imkânı yok. Hala da ilk günkü heyecanı yaşadığımı söyleyebilirim. Bu süre zarfında danışanlarıma fayda sağlamaya çalışırken, öğrenmeye ve kendisini sürekli geliştirmeye odaklı bir koç olarak -ki koçların hepsi de böyledir- seanslarımdan çok şey öğrendiğimi rahatlıkla söyleyebilirim. Diğer meslektaşlarım da karşılaştılar mı bilmiyorum ama bana sorulan pek çok sorunun içinde öyle bir soru var ki, işte bu soru, şuan okuduğunuz yazının yazılmasına vesile oldu; – “Sizler koçluk yaptığınız kişilerde farkındalık yaratıyorsunuz. Peki, siz bu seanslardan neler öğreniyorsunuz?” Çok da güzel bir soru. Cevabı da basit aslında; “neler öğrenmiyoruz ki!” diyeyim, gerisiniz siz anlayın… Danışanların sorduğu sorulardan böyle bir yazının yazılma fikrinin ortaya çıkması bile bu soruya bir cevaptır aslında… Elbette ki bizler de danışanlarımızdan, yaptığımız her seanstan yeni şeyler öğrenerek çıkıyoruz. Çünkü biz koçlar, danışanlarımızın dertleriyle dertlenmek yerine onlarla “hemhal” olmayı tercih ediyoruz… Haydi, gelin bu yazımda seanslarımda genellikle hangi duygu ve davranışlarla karşılaştım, danışanlarımdan neler öğrendim, hangi sorunlarından ne gibi dersler çıkardım ve çıkardığım bu dersleri hayatıma nasıl uygulayabildim, bir de bunlara bakalım biraz. Okudukça sizlerin de kendinizden bir şeyler bulabileceğinizden eminim.

1. MÜKEMMELİYETÇİ OLMA DUYGUSU Toplumda mükemmeliyetçi olma duygusuna pozitif bir anlam yüklense de sonuçlarını düşündüğümüz zaman bilinenin aksine mükemmeliyetçi olmanın pek olumlu bir tarafının olmadığını söyleyebilirim. Mükemmeliyetçi olma, genel olarak kişinin kendisi için aşırı yüksek beklentiler koyması olarak ifade edilmektedir ancak bu beklentilere ulaşma çabasının kişiyi aşırı derecede endişe duymaya ve kişinin kendisine karşı yine aşırı ve acımasız eleştirel yaklaşmaya ittiği ve olumsuz duygulara sebebiyet verdiği bilimsel olarak da kanıtlanmıştır. Mükemmeliyetçi olmanın en olumsuz taraflarından biri de, bu duyguyu yaşayan insanların aynı zamanda çocuklarından da mükemmel olmayı beklemesi ve bu yüzden çocukların da sürekli yüksek performans sergileme baskılarına maruz bırakılması… Seans yaptığım pek çok danışanımın yüksek bir potansiyele sahip olmalarına rağmen küçük hedefler karşısında bile tökezlediklerine defalarca şahit oldum ki koçluk yapmaya başlamadan önce ben de bunlardan biriydim. Geriye dönüp baktığımda söz konusu duyguya kapılmamış olsaydım, yıllar önce kendime koyduğum pek çok hedefi daha kısa sürede gerçekleştirmiş ve hayallerime giden yolda nice hedefleri daha önceden tamamlama şansına sahip olabilirdim. Sizler de mükemmeliyetçi olan gruptaysanız, eminim işleriniz hiç tahmin etmediğiniz şekilde aksıyor, bunun için çoğu zaman kendinizi suçlu hissediyor ve çokça yoruluyorsunuzdur. Bu noktada sizlere şu önerilerde bulunabilirim; • Kusursuzluğu aramaktan vazgeçerek standartlarınızı biraz daha gevşetmeye çalışın. • Gerçekçi olmayan yüksek standartlı hedefler yerine gerçekleşmesi mümkün olan hedeflerle ilerlemeye başlayın. • Hatalarınızı kabul edin ve hatalarınıza odaklanmak yerine başarılarınıza odaklanmaya çalışın. Hatalarına olduğundan daha büyük anlam yüklediğinizde, kendinizle ilgili olumsuz duygular beslemeye başlarsınız.

2. ZAMAN YÖNETİMİNDE BAŞARISIZLIK VEYA PLANSIZ OLMAK Zamanı etkili şekilde yönetemeyen insanların en büyük şikâyeti, işlerini zamanında bitirememeleri ve koydukları birden fazla hedefin hiç birini veya çok büyük bir kısmını gerçekleştirememeleridir. Oysaki zaman yönetimi, kişisel gelişim planının vazgeçilmez bir parçasıdır. Öncelikle zaman yönetiminden ne anladığımızı ortaya koymamız lazım. Bilinenin aksine zaman yönetimi denilen şey, zamanı yönetmekle ilgili değil, kişinin kendisini yönetebilmesiyle ilgilidir. Daha açık bir ifadeyle zaman yönetimi, kişinin sahip olduğu zaman dilimi içerisinde planlı hareket etmesini ifade ediyor. Seanslarımızda çokça karşımıza çıkan sorunlardan biridir zaman yönetimi. Atılacak birkaç ufak adım ile etkili bir zaman yönetimi yapmak mümkün. • Her güne ne yapacağınızla ilgili net bir fikirle başlamak, bu işin ilk ve en önemli adımıdır. • Günlük planlamanızı yaparken hedeflerinizi ölçeklendirerek başlayabilirsiniz. • Daha küçük adımlarla daha büyük hedefe doğru bir sıralamayı takip etmek oldukça önemlidir. • Doğru, ulaşılabilir ve ölçülebilir hedeflerle ilerlemek, her türlü görevin üstesinden gelebilmenizi sağlayacaktır. • Her durumda mutlaka planınıza sadık kalın.

3. ÇAĞIN BÜYÜK KORKUSU; “İNSANLAR HAKKIMDA NE DÜŞÜNÜR?” Günümüzde belki de sosyal medyanın da etkisiyle insanlar, ne düşündüklerinden çok başkalarının kendileri hakkında ne düşündüklerini daha çok önemser hale geldi. Öyle ki bir karar veya herhangi bir konuda aksiyon alacakları zaman bunu düşünmeden edemiyor, insanların nasıl tepki vereceklerini ölçüp tartmadan neredeyse hareket edemiyorlar. Sırf bu yüzden çoğu insan yapmak istediklerini bir türlü yapamıyor, yaşamak istediklerini yaşayamıyor hatta hiçbir zaman olmak istediği kişi olamıyor maalesef. Bu da pişmanlıklarla dolu bir hayatın akıp gitmesine neden oluyor. Arkadaşlar bu hayat sizin. Evet sizin! Size armağan edilmiş bu hayatı yaşamak için geldiniz bu dünyaya. Başkaları sizin hakkınızda ne düşünür endişesiyle bir şeyleri ertelemekten veya yapmaktan kendinizi alıkoyarsanız, kendinizin değil başkalarının hayatını yaşamak zorunda kalırsınız. Eğer başkalarının düşünce ve tepkileriyle hayatınıza yön verecekseniz üzülmeye, ağlamaya, mutsuz olmaya, başarısız olmaya da mahkûm olursunuz. Hayat dediğimiz şey, tecrübelerimizin toplamıdır. Bir başkasının sınırlı tecrübelerine dayanan düşünce veya kararlar, her zaman hayatı tecrübe etmenizin önünde büyük bir engel olarak kalacaktır. Sırf bu yüzden yaşayacağınız özgüven eksikliği de kendi yaşam sahnenizde her daim bir “yardımcı oyuncu” olarak kalmanıza neden olacaktır. Bununla kendi hayatınızdaki önemli rolleri başkalarına devretmek gibi büyük bir hataya düşmüş olursunuz. Bu dünyada herkesin bir hikâyesi olduğunu düşünüyorum. Burada şuna karar vermek önemli; hikâyeni sen mi yazıyorsun yoksa başkaları mı? Bu sorunun cevabı sizlere yol gösterecektir. Bu noktada konuya “cuk” diye oturan Yazar ve Filozof Jean Paul Sartre’nin bir şiirinden ufak bir bölüm bırakıyorum; “yol değildir yaşamak, / yolda olmaktır. / içinde ben varsam bu yolun, / bir anlamı vardır. / başkaları cehennemdir, / dikkat et! / ve kendini yalnızca / Kendinde yok et. unutma! / böyle oldun mu bulursun, / gerçek huzuru elbet… yol değildir yaşamak, / yolda olmaktır.” Bu şiirin yeteri kadar yol göstermediğini düşünüyorsanız o zaman bakın ABD’nin ilk first lady’si Eleanor Roosevelt sizler için neler söylüyor; “Başkalarının sizi ne kadar az düşündüğünü bilseydiniz, ‘onlar benim hakkımda ne düşünüyor’ diye bu kadar endişelenmezdiniz.”

 

4. HERKESİ MEMNUN ETMEYE ÇALIŞMAK Ah! Şu herkesi memnun etmeye çalışanlar yok mu? ‘Ne çektiysem bunlardan çektim!’ demek geliyor içimden çünkü etrafımda bu grubun birçok tipik üyesi mevcut. İnsanları memnun etmek için yaptıkları fedakârlıkları gördükçe üzülmekten kendimi alıkoyamıyorum. Üstlendikleri bu misyon öylesine zor ki, neredeyse yaşamayı unutacak kadar kendilerini ihmal ediyorlar. İşin en üzücü tarafı ise bunun farkında olamamaları… Yine bir seansta bu yönünü fark ettirdiğim bir danışanıma sormuştum, “Bu hayatta sizi en çok ne memnun eder?” diye… Çok düşünmeden, iştahlı iştahlı cevap vermeye hazırlanırken gözlerinin içi gülmüştü; “Başkalarına yardımcı olmak, insanları mutlu etmek” Ne cevap vereceğini biliyordum ancak bu kadar net bir cevap veren birinin hala yaptığı şeyin kendisine neler yaşattığını anlamamış olması sizlere biraz garip gelebilir. Fakat böyle düşünmenize gerek yok çünkü onlar için bu son derece normal bir durum. Başkalarını memnun etmenin onları mutlu ettiğine inanıyorlar, öyledir de ancak onlara, “En son kendini memnun edecek ne yaptın?” gibi bir soru sorduğunuzda, az önce cevap vermeye son derece istekli olan, gözlerinin için gülen o insan gidiyor, yerine bambaşka biri geliyor. Az evvel iştahlı cevap veren danışanın sözcükleri boğazına düğümleniyor, ne söyleyeceğini bilemez bir duruma düşüyor. Toparlanması için biraz zaman tanıyorsunuz; bir sağına, bir soluna bakınmaya başlıyor, zihnini kurcalıyor, geçmişe gidiyor, telaş içinde bir şeyler bulmaya çalışıyor, düşünüyor, düşünüyor, düşünüyor… Ancak ne var ki bu soruya verebileceği adamakıllı bir cevap bulamıyor. Çünkü o ana kadar bunu düşünmemiş ve insanları memnun ederken yaşadığı bu mutlulukla yetinmiş olduğunu anlamaya başlıyor ne yazık ki… Bizler, herkesi memnun etmek zorunda değiliz. İnsanlara yardımcı olmak, destek olmakla bu durumu karıştırmamak gerekir. Aksi taktirde kendi biricikliğimizi ortaya koymak, fark yaratmak, ‘ben buradayım’ demek mümkün olmuyor. Sizin için çok sevdiğim bir yazarın bir sözünü buraya bırakıyorum; “Başkalarına evet dediğiniz zaman, kendinize hayır demediğinizden emin olun.” –Paulo Coelho

 

5. SÜREKLİ OLARAK KENDİMİZİ SUÇLAMAK

Yaşadığımız tüm olumsuzluklar karşısında acımasızca kendilerini suçlamayı en iyi çözüm olarak gören insanlar var. Bu eğilimde olan insanlar daha kimya seanslarında kendilerini belli ederler. En belirgin özellikleri takındıkları “Küçük Emrah” rolüdür. Çaresiz olduklarını düşünür ve suçluluk duygusunun sebep olduğu bir utanç yaşarlar aynı zamanda. Sürekli olarak suçluluk duygusu yaşayan insanların kendilerine yaşattıkları utanç yetmezmiş gibi bir de esas çözümü göz ardı ettiklerinin farkında değillerdir. Her olayda devamlı kendisini suçlayan insanlar, yaşadıkları olumsuz şeyleri değiştirmek için sorumluluk almaktan da kaçınmış oluyorlar. Sorumluluk alıp bunları değiştirmeye çalışmadıkları sürece ters giden şeyler düzelmek bir yana aynı şekilde ters gitmeye devam eder. Son derece insani bir özellik olması hasebiyle zaman zaman hepimizin yaşadığı suçluluk duygusu, empatiyle ilişkisi bakımından son derece sinsi bir özelliğe de sahiptir. Burada önemli olan suçluluk duygusunun yoğunluğu ve süresidir. Empati kurduğunuz her canlı için bu duyguyu yaşıyorsanız şayet, bir an önce bundan kurtulmalısınız. En başta kabul etmeniz gerekir ki, yaşadığınız her olumsuz olayın sebebi siz değilsiniz. Sizin dışınızda gelişen olaylar da var ve bunların sonucu sizi de etkiliyor olabilir. Bunu anlamanın en iyi yolu kendinizi sorgulamanızdır. Bu sorgulamayı yaparken kendinize şu soruları sormanız gerekebilir; • Kendime aşırı bir sorumluluk yüklüyor muyum? • Vicdanlı olmayı abartıyor muyum? • Çok mu hassas davranıyorum? • Hayal kırıklıkları yaşamaktan korkuyor muyum? • İlk ne zaman böyle hissettim? • Hangi durumlarda suçluluk duygusunu yaşıyorum? • Hissettiğim suçluluk duygusu bana neler öğretti? Son olarak kendine her şeyi kontrol edemeyeceğini sürekli hatırlat. 6. SÜREKLİ OLARAK ERTELEMEK “Gelişimin önündeki en büyük engel nedir?” diye sorarlarsa düşünmeden “Ertelemek” yanıtını veririm. Gerçekten de insanın kendi hayallerini yaşamasının önündeki en büyük engellerden biridir ertelemek. Ertelemek, tam manasıyla yapmamız gereken görevleri geciktirmemiz, görevlerimizi yapmaktan kaçınmamız ve bu görevleri sürekli olarak ötelememiz demektir. Yaşam kalitesini büyük ölçüde düşüren erteleme alışkanlığı veya hastalığı, kişisel, iş veya akademik hayatta pek çok sorunları beraberinde getirir. Motivasyon eksikliği yaşayan insanlarda daha sık rastlanan bir durum olsa da 7’den 70’e tüm yaş gruplarında görüldüğüne şahit oluyoruz. Zaman yönetiminde güçlük, mükemmeliyetçilik, başaramama korkusu ve hedefler konusunda net olmamak ertelemenin sebeplerindendir. Yaptığım seansların yüzde 25’ini erteleme şikâyetinin oluşturduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Birkaç teknikle bu sorunu aşmak mümkündür. Öncelikle neleri erteleyip neleri ertelemediğinizi anlamaya çalışın. • Erteleme nedeninizi tespit etmeye çalışarak buna bir engelin mi yoksa bir mazeretin mi sebep olduğunu araştırın. • Sürekli olarak ertelediğiniz birden fazla görev veya hedefiniz varsa hepsini bir anda yapmaktan kaçının. • Daha küçük hedeflerden başlayarak daha büyük hedefe doğru adım atmaya çalışın. Günün sonunda tamamladığınız görevleri gördükçe motivasyonunuz artacak ve daha büyük hedefi gerçekleştirmek üzere güç kazanmış olacaksınız. Bu grupta yer alan insanlar için sihirli formülü açıklıyorum; “Ya şimdi ya da hiç!” Harekete geçecekseniz şimdi geçmelisiniz yoksa sürekli öteleyerek hayallerinizi de ötelemiş ve onların birer hayal olması durumunu değiştirmemiz mümkün olmayacaktır. 7. HEDEF KOYMADAN YOL ALMAK Hedefler, hepimiz için yol göstericidir. Bir nevi geleceğimizi şekillendirmemize olanak sağlayan pusula görevi görürler. Hayatta başarılı olan insanlar, nereye gittiğini bilen insanlardır. Bunu sağlayan da hedeflerdir. İşte bu yüzden hedefsiz insan rotasız gemiye benzetilir. Başarılarıyla hepimizde hayranlık uyandıran bu insanlara baktığınızda hepsinin ortak yönlerinin olduğunu görürsünüz. Bunlardan en önemlisi, mutlak hedeflerle ilerlemeleridir. Daha da önemlisi hedeflerini yolda değil yola çıkmadan önce belirlemiş olmalarıdır. Kuşkusuz hedef koymak, insan doğasının olmazsa olmazı ve aynı zamanda çok önemli bir taşıyıcıdır. Benim ve eminim pek çok koç arkadaşımızın seans konuları, kendilerine hedef koyamadıkları için ilerlemekte güçlük yaşayan danışanlarımızın sorunlarından oluşmaktadır. Hepsinin yapmak istediği pek çok şey oluyor ancak bu isteklerini bir hedef haline getiremedikleri için hayata geçirmekte zorlanıyorlar. Bu da kendilerini başarısız ve omuzlarında sürekli bir yük varmış gibi hissetmelerine neden olmaktadır. Hayatta başarılı bir şekilde ilerlemek istiyorsanız kendinize mutlaka hedefler koymanız gerekmektedir. Hedefler, tıpkı yukarıda bahsettiğim gibi elinize bir yol haritası verir ve bu yol haritasıyla, hayatınızı şimdi olduğunuz yerden daha etkili ve daha verimli bir şekilde gitmek istediğiniz yere götürmenizi sağlar. Bunun yolu da öncelikle kendinizi tanımanızdan geçmektedir. Kendinizi ne kadar iyi tanırsanız kendinize gerçekçi, net ve ölçülebilir hedefler koymanız da o derecede mümkün olur. Aranızda hala kendisine bir hedef koymadan ilerlemeyi düşünenler varsa aşağıdaki birkaç öneriyle kendilerini hedefleri sahibi insanlardan olmaya davet ediyorum… • Kendini tanımak doğru hedefler koymaya yardımcıdır. • Anlamlı ve realist hedeflerle ilerlemek, hem zaman yönetimi hem de iç motivasyon gelişimi için çok önemlidir. • Bulunduğunuz yer istediğiniz yer olsun veya olmasın; burada olmanızı sağlayan, sizi buraya getiren avantaj veya dezavantajlarınızı fark etmeniz, üstesinden geldiğiniz güçlükleri düşünmeniz, bunu değiştirmenize veya daha ileriye taşımanıza olanak sağlar. • Hayatınızda sizin için neyin iyi olduğuna karar verdikten sonra yapmanız gereken, kimi uzun kimi de kısa süreli hedefler koyarak harekete geçmektir. • Hayal ile hedef arasındaki fark eylemdir. Hayal ettiğiniz şeyin gerçeğe dönüşmesinin en önemli adımıdır eylem. Eyleme geçmenizi sağlayan şey de hedeflerinizin somut ve net, ölçülebilir, ulaşılabilir, gerçekçi olmasına bağlıdır. • Hedeflerinizi planlarken gerçek hayatınızın içinden, yaşam biçiminizle ve ulaşabileceğiniz kaynaklarla uyumlu, diğer istekleriniz ve sizinle ilgili olması çok büyük önem arz etmektedir. • Son ve en önemli madde; haydi başlayın! 8. GEÇMİŞE TAKILIP KALMAK Koçluğun en önemli öğretilerinden biri geçmişi tecrübe olarak kabul etmektir. Hatta mentorum MCC Fatih Elibol’un yaptığı koçluk tanımı bunun özellikle altını çiziyor. Ne diyor Elibol; “Geçmişi tecrübe kabul edip andan geleceğe doğru netleşmek…” Bugün kim olduğumuz, geçmişte verdiğimiz kararların sonucudur. Kimi zaman doğru kimiz zaman da yanlış kararlar vermiş olabiliriz. Şu an için önemli olan şey, yanlış kararlarımızın tekrar etmemesidir. Bunu yapabildiysek ‘keşke’lerden arınmış bir yaşam sürüyor olmamız lazım. Diğer bir ifadeyle buradan almamız gereken dersi almış ve yaşananları orada bırakıp yönümüzü geleceğe doğru vermiş olmamız gerekiyor. Geçmişte yaptığımız hataların, yanlışların, rahatsız edici ve üzücü anların etkisini sürdürmek, bugünü yaşamanın önünde büyük bir engel olduğu gibi gelecekle ilgili plan yapmayı da engeller. Geçmişi unutamayız, ancak ondan aldığımız dersleri kullanarak ve geleceğe odaklanarak ilerleyebiliriz. Bu, kişisel gelişim ve mutluluk için önemli bir adımdır. Dönem dönem geçmiş bilgilerimize başvurarak bazı kararlar almaya çalışıyoruz. Çünkü hafızamızın büyük bir kısmını geçmiş yaşanmışlıklar kapsıyor. Ancak şunu unutmamak gerekir ki, bizler böyle durumlarda geçmiş olaylara değil, deneyimlerimize başvurma ihtiyacı hissediyoruz. Bu ikisini karıştırmamak oldukça önemli. Birinde geçmiş olaylara dönüp aynı duyguyu bugüne taşıma varken diğerinde ise yaşanan olaylardan çıkardığımız dersleri hatırlama ve o derslerden alınan kazanımları bugüne taşımak var. Bununla ilgili yaşadığım güzel bir seans örneği var. Danışanım geçmişte yaşadığı bir olayın etkisinden bir türlü kurtulamıyor, aldığı yanlış kararın üzüntüsünü yıllar sonra bile yaşamaya devam ediyor. Düşünsenize yıllarca aynı duygunun esareti altında bir ömür geçirmiş. Ne kadar da üzücü değil mi? Kendisine, olay şuanda yaşanıyor olsa nasıl bir karar vereceğini sordum. “Elbette kararım çok farklı olurdu” dedi. Bunu söylerken intikam almak istercesine hırslandığını gördüm. Bu duygunun altında yatan şeyin ne olduğunu sordum ve tam da düşündüğüm gibi “İntikam!” diye yanıtladı. İntikam alacağı kişinin kim olduğunu sorunca, daha önce karşısındakine diklenir gibi davranan danışanımın omuzları çöktü, nefesi yavaşladı, kollarını önündeki masaya koyarak acı acı gülümsemeye başladı ve ekledi; -Bunca zamandır kendimden intikam almaya çalışmışım ya… Tahmin edeceğiniz üzere o seansta danışanım takılıp kaldığı olayı çözdü ve hafiflemiş olarak biraz pişmanlık biraz da sevinç gözyaşları dökerek seanstan ayrıldı. Sevgili dostlar, böyle davranarak kendinize büyük kötülük yapmış olursunuz. Mutluluğunuzun önüne set çeker, bugününüzden tat almayı zorlaştırırsınız. Bunun yanında geçmişte yaşadığınız olaylar ve deneyimler nedeniyle gelecekteki hedeflerinize odaklanmakta da zorluk yaşarsınız. Geçmişinizle hesaplaşmak yerine ondan almanız gereken dersi alarak önünüze bakın lütfen. Unutmayın, geçmişe dair hesaplaşılması gereken meselelerin sonu gelmez ve geri dönüp değiştiremeyeceğiniz için de boş yere enerjinizi tüketirsiniz. İlla bir şeyle hesaplaşacaksanız, bugün sizi tutan, ilerlemenizi engelleyen, hayallerinizi yaşamanızı zorlaştıran şeylerle hesaplaşın. Dün bitti, yarın henüz gelmedi ve dolayısıyla anı yaşayın! 9. KENDİMİZİ DİĞER İNSANLARLA KIYASLAMAK Biz insanlar sosyal canlılarınız. Yaşadığımız toplumu gözlemlemeyi kimi zaman ihtiyaçtan kimi zaman sevdiğimizden çokça yaparız. Bunu yaparken de bazen işin suyunu kaçırıp iyi-kötü demeden toplumdaki herkesle kendimizi kıyaslamaya başlarız. Kendimizi onlarla devamlı karşılaştırıyor, farkında veya değil devamlı onlarla yarış hali yaşıyoruz. İkili ilişkilerimizden çocuklarımızla ilişkilerimize, anne babamızdan tutun akrabalarımıza, eşimizden tutun işimize kadar neredeyse kıyaslamadığımız hiç kimse ve hiçbir şey yok sanırım. Kendimizi sürekli olarak diğer insanlarla kıyaslamak, özsaygıyı ve mutluluğu olumsuz etkileyebilen yaygın bir davranış biçimidir. Bu davranış, toplumun baskısı, sosyal medyanın etkisi ve rekabetçi bir dünyada yetişme gibi faktörlerle daha da tetiklenebilir. Kendimizi başkalarıyla karşılaştırmak, mutsuzluğa, düşük özsaygıya ve stres gibi olumsuz duygusal sonuçlara yol açabilir. Bunu yapmayan tek bir insan bile yok sanırım. Devamlı karşılaştırıyor, devamlı yarışıyoruz. Bu da bizi yoruyor, üzüyor ve sahip olduğumuz şeylerin kıymetini unutturuyor. İlla kıyas yapalım derseniz, bence eskiden olduğumuz insanı bugünküyle kıyaslayalım. “Nerden nereye geldim, hayatımda neler eksik, ne olsa daha iyi olur?” gibi sorularla şu anki durumumuzu iyileştirmeye çalışalım. Hiç kimseyi düşünmeden kendimizi geliştirmeye, dönüştürmeye bakalım ve diğer insanları bırakalım. Ayrıca, sosyal medyada veya toplumun beklentilerindeki mükemmel görüntülere dayalı olarak başkalarıyla kendinizi karşılaştırmaktan kaçınmak önemlidir. Herkesin kendi özgün yolu ve hızı vardır, bu yüzden herkesi ve her durumu kendi koşullarınıza göre değerlendirmek de önemlidir. 10. NE İSTEDİĞİNİ BİLEMEMEK Maalesef toplumun çok büyük bir kesimi ne istediklerini tam olarak bilmeyen insanlardan oluşuyor. Bir şey istediğinin farkında olmakla ne istediğini bilmek çok farklı şeylerdir. Genel olarak herkes bir şey istediğinin farkında ancak bunun ne olması gerektiği nerdeyse bir muamma… Ne istediğini bilmemenin sebep olduğu iki büyük sorun ortaya çıkıyor. Bunun ilki, kendilerine uymasa da başkalarının istediklerini istemek, bir diğeri de başkalarının kendilerinden istedikleri şeyleri yapmak… Her ikisinin de insan hayatına yıkıcı etkileri olabiliyor. Şunu bilmek gerekir ki hayatın tek tek her birey için farklı bir yolu ve anlamı vardır ve insanlar kendi karar ve tercihleriyle seçimler yaparlarsa bu onlar için anlamlı olur. Aksi halde büyük bir boşluk hissi ve anlamsızlık duygusuyla beraber şikâyet ve pişmanlıkların hüküm sürdüğü bir yaşam peyda olur. Seanslarımızın can alıcı sorularından biridir; “Ne istiyorsun?” Kimi danışanlar çoğu zaman belirledikleri seans konularından çok farklı konularla seanslardan ayrılabiliyorlar. Çözümlemek istedikleri konuyla alakalı konuştukça ve koç soru sordukça danışan yeni şeyler keşfetmeye başlıyor, asıl ihtiyaçlarını tespit ederek istedikleri şeyin ne olduğuna dair oldukça güzel sonuçlara ulaşabiliyorlar. Nedeni işte bu gizemli soru; ne istiyorsun? Çoğu danışan eğer kafalarını meşgul eden birden fazla problemleri yoksa seansa gelirken görüşmek istedikleri konuyu belirleyip geliyorlar. Seansın hemen başında koç, bu konunun ne olduğunu sorar ve seans başlar. Sakin başlayan seansta, derine inmeye başladıkça danışan sakinliğini kaybetmeye başlıyor. Çünkü koç derine indikçe danışan da kendi içine doğru biraz daha derine inmeye başlıyor ve yavaş yavaş iç sesini duymaya başlıyor. İşte bu sırada eğer danışan ne istediğini bilmeyen biriyse oluşan iç görü ve farkındalık sayesinde çok şaşırtıcı şeyler yaşayabiliyor ve seansın başında ifade ettiği konuyla alakası olmayan, tamamen farklı bir konuda kendisini çözüm ararken bulabiliyor. İhtiyaçlarını tespit etmeye, gerçekte ne istediğini bulmasına yönelik karşılaştığı koçluk soruları, koçlukta “Aha! anı” diye tabir ettiğimiz aydınlanma anının yaşanmasını sağlıyor ve böylelikle danışan gerçekte ne istediğini düşünmeye ve bunu fark etmeye başlıyor. Bazen ne isteğini bilmek kadar ne istemediğini bilmek de aynı aydınlanmayı sağlıyor. Ama unutmayın bu ikisi de aynı şey değildir. Ne istediğini bilmek, hayatımıza dâhil etmek istediklerimizin sorusudur. Ne istemediğimizi bilmek de hayatımızdan çıkartmak veya hayatımıza dâhil etmek istemediklerimizin sorusudur. Ancak bazen her iki sorunun danışanı doğru sonuca götürecek ortak bir zemin hazırladıklarını da bilmek gerekir. Hayatımızda bir eksiklik hissettiğimizde veya hayatımıza bir şey dâhil etmek istediğimizde ne istediğimize odaklanır, olmasını arzu ettiğimiz şeyin ne olduğunu bulmaya çalışırız. Bunun da yolu, yukarıda da ifade ettiğim gibi “ne istiyorum?” sorusunun cevabını bulmaktan geçiyor. Aynı şekilde hayatımızda olmasını istemediğimiz ve/veya hayatımızdan çıkarmak istediğimiz şeyleri bulmak için de ne istemediğimize odaklanarak “ne istemiyorum?” sorusuyla bunları fark etmeye çalışıyoruz. Gerçek ihtiyaçlarınızı tespit etmek ve tam olarak ne isteyip istemediğinizi anlamak için siz de kendinize benzer sorular sorarak bunları tespit edebilirsiniz. Bazen sadece “Ne?” sorusunu yanıtlamak yeterli gelmeyebilir. Böyle durumlarda ‘Ne’nin yanına “Niçin?” sorusunu da koyduğunuzda gerçek ihtiyacınızı ortaya dökebilirsiniz. • Neyi başarmak istiyorum? / Niçin istiyorum? • Nasıl bir değişim beni mutlu eder? / Niçin değişim istiyorum? • Hayatımda önem verdiğim şey nedir, niçin bunu önemsiyorum? • Hayalim ne, beni ne mutlu eder? • Neyi yaşamayı seçiyorum? • İsteklerime sahip çıkıyor muyum? Mentorluk ve koçluk gibi destekler, insanların gerçek ihtiyaçlarını ve hedeflerini daha iyi anlamalarına yardımcı olabilir. Bu tür destekler, bireylerin ne istediklerini ve bunları nasıl elde edebileceklerini daha net bir şekilde görmelerine katkıda bulunabilir. Ayrıca, kendi içsel değerlerinizi ve önceliklerinizi anlamak, ne istediğinizi belirlemenizde önemlidir. Unutmayın! Siz, ne istediğinizi bilirseniz ne başkalarının istedikleri gibi yaşarsınız ne de istenmedik bir hayat yaşarsınız. Seanslarımda ağırlıklı olarak karşılaştığım ve insanların çözme ve iyileştirme ihtiyacı hissettiği bu maddelerin hepsi ayrı ayrı üzerinde sayfalar dolusu yazı yazılacak duygu ve davranışlardan oluşmaktadır. Bunlar gibi onlarca duygu ve davranışa daha yer verilebilir. Neticede bizler duygu zengini bir milletiz. Duygu katmadan neredeyse hiçbir şey yapmıyoruz. Ancak ne kadar çok duyguya sahip olmamız değil, duygularımızın ne olduğuna ve onların ne kadar farkında olduğumuza önem vermemiz gerekiyor. Yaşayıp hissettiğimiz ne olursa olsun bunu sakin karşılamaya ve tanımaya ihtiyacımız var. Sevgili dostlar, bizler koçuz ve duyguya koçluk yaparız. Danışanlarımız hangi konuyla seanslarına gelirlerse gelsinler, bizler o konunun altındaki duyguya ulaşmaya ve onu danışan için fark edilir duruma getirmeye çalışıyoruz. Böylelikle danışan yaşadığı duyguyu fark etmeye ve tanımlamaya başlıyor. Böylelikle de duygusuna yüklediği anlamı bulup ne yapmak istediğine karar vererek seanstan ayrılmış oluyor. Genellikle olumlu duyguların iyi olumsuz duyguların da kötü olduğuna dair bir inanış var. Aslında durum tam olarak böyle değildir. Örneğin kaygı ve stres olumsuz duygular olarak kabul edilmektedir. Ancak bir öğrenci sınavı için kaygı duymaz ve stres yaşamazsa sınavına çalışmak için yeteri kadar motivasyon bulamaz. Duygular davranışları tetiklediğinden bir nevi ateşleyicilerdir. Böyle bakıldığında duyguların motivasyon kaynağı ve harekete geçirici özelliklere sahip olduklarını söylememiz mümkün. Koçluk yapmak da koçluk almak da son derece güzeldir. Yazımda da ifade ettiğim gibi kişiye kendisini bulabilmesi için alan açar. Koçluk seanslarında sorulan sorular ve koçvari yaklaşımlar, kişilerin kendilerini ve duygularını daha iyi tanımaları, yaşamlarını yeniden şekillendirmeleri, tıkandıkları noktaları açmaları, hedeflerini yeniden tasarlayarak hayallerine dönüştürebilmeleri için bir fırsattır. Koçunuz aynı zamanda yol arkadaşınız olarak her türlü kaynağa sahip olduğunuzun bilinciyle sizinle yol alır. Sizleri sadece düşündürmekle kalmayıp aynı zamanda aksiyon almanızı ve gerekli eylem adımlarını atmanızı sağlar. Bu düşüncelerle sizlerle paylaşmış olduğum son derece değerli bu on maddeyi kendi yaşantınız üzerinden değerlendirerek düşüncelerinizi bizimle paylaşın lütfen. Son olarak Amerikalı deneme yazarı, öğretim görevlisi ve filozof Ralp Waldo Emerson’un bir sözüyle yazımı tamamlıyorum: “Bir yaşam koçu, bize yapabileceklerimizi yaptıran kişidir.”