Blog

Kurban Bayramı ve Hayatımızı Bayram Gibi Yaşama Fikri Üzerine

Bayram haftası olması sebebiyle bu haftaki blog yazımızı bayrama ayırmak istedik zira bayramların toplumsal hayatımızdaki rolü yadsınamaz bir gerçektir.

Kültürümüzde bayramlar; sosyal canlılar olan insanların sosyal etkileşimlerini en üst seviyelere çıkaran, sosyal bütünleşme ve paylaşma duygularına büyük ölçüde katkı sağlayan ve mutlu olmalarına sebep olan özel günlerdir. İnsanı insan yapan değerlerin, erdemlerin en yoğun şekilde yaşanmasına vesile olan günlerdir. Dargınlıkların, kırgınlıkların unutulduğu zamanlardır. Çeşitli nedenlerle unutulan, ihmal edilen, ertelenen görevleri hatırlatan özel günlerdir bayramlar…

Ortak tarih ve kültür bilincinden beslenen dayanışma duygularımızın canlanıp yenilendiği, toplumsal dokumuzun daha da güçlenmesine hizmet eden ve ayrıca yerli-yersiz küskünlüklerimize son verme olgunluğunu gösterebilmemize ortam hazırlayan, bu yönüyle de insan üzerinde olumlu etkileri görmezden gelinmeyecek derecede olan önemli günlerdir bayramlar. Aynı zamanda ahlaki değerlerin, inançların, geleneklerin, dayanışmanın ve ideallerin bir bütünlük içinde yarattığı sosyal mirasın, nesiller arasında aktarım görevini de üstlendiğini belirtmekte fayda var.

Toplumsal bir varlık olan insanın yalnız yaşaması mümkün değildir. Buna uygun olarak da tüm kurum ve kuruluşlarıyla toplumsal dayanışma içinde hareket edip tıpkı bir takım çalışması gibi enerjimizi, yeteneklerimizi, güçlerimizi birleştirerek hem yaşadığımız toplumu hem de ülkemizi kalkındırmak, mutlu toplumlar olmayı sağlamak mümkündür. Zira mutlu toplumların bireyleri de mutlu ve sağlıklı olurlar. Aynı zamanda öğrenmeye, gelişmeye ve daima ilerlemeye açık olurlar. İşte bu toplumsal dayanışmayı, dini ve milli bayramlarımız sayesinde yakalayabiliyoruz.

BAYRAMA DEĞİŞİM VE DÖNÜŞÜMLE GİRMEK

Bildiğiniz üzere bu hafta içinde anlatmaya çalıştığım bu bayramlardan birini daha yaşıyor olacağız. Bir bayrama daha ilerlerken bir koç olarak birkaç soru sormama izin verin lütfen…

• Bugün hepimizin her zamankinden daha çok yakınlaşması, sizlere ne hissettirir?

• Dargınlıkların son bulduğu, kardeşlik ve dostluk, birlik ve beraberlik duygularımızın daha da kuvvetlendiği bir ülkede yaşamak nasıl olurdu?

• Hepimizin neşe ve mutluluk denizinde yüzdüğü bir ülkede, nasıl çocuklar yetişirdi?

Bütün bunları mümkün kılacak pek çok şey var aslında. Zaman içinde bizlere öğretilen, dayatılan, bizlere ait olmayan duyguları bir kenara itip kendi duygu ve düşüncelerimizin, istek ve arzularımızın, yetenek ve gücümüzün farkında olduğumuz, daha özgür düşünebilen, kendimizden yeni bir birey yaratabilme fikrinde... Bunu da insanları değil, sadece kendimizi değiştirebileceğimiz bir anlayışla yapmak elbette... Çünkü karşımızda hiç kimseyi değiştiremeyeceğimiz gerçeği duruyor. Bu gerçek, insanları değiştirmemizin mümkün olmadığını söylüyor. Mümkün olan, değişime ancak kendimizden başlayabilecek olmamız ve ancak kendimizi değiştirebileceğimiz… Mümkün olan bir şey daha var; “Kendini değiştir, dünyan değişsin!” şeklindeki anonim cümlede olduğu gibi kendi değişimimizle dünyayı değiştirebileceğimiz gerçeği…

Mevlana’nın değişim ile ilgili muhteşem bir sözü var ve tam da burada dile getirmekte fayda görüyorum; “Dün akıllıydım, dünyayı değiştirmek istedim. Bugün bilgeyim, kendimi değiştiriyorum...”

Nasıl da bilgece bir söz değil mi?

DEĞİŞİM ARZUSU SADECE GÜNÜMÜZE Mİ AİT?

Şunu rahatlıkla ifade edebilirim ki istisnasız herkes şuan dünyanın değişmesi gerektiğini düşünüyordur. Yaşananlara baktıkça bir anlam veremiyor, bu dünyaya ait olmadığını hissediyor ve bu değişim arzusunu dile getiriyordur. Zaten insanlarla biraz sohbet ettiğinizde, bu dönemin edebi üretimlerine baktığınızda bunu net bir şekilde görebilmeniz mümkün.

Yazılı kaynaklara başvurduğunuzda ise tarih boyunca insanların her dönem ve medeniyette bu günküne benzer düşünceler ifade ettiklerini anlıyorsunuz.

Bugün insanların memnun olmadığı hatta reddettiği ve değişmesi gerektiğini düşündüğü şeylerin neredeyse tamamının yüzyıllar öncesinin insanları tarafından da dile getirildiğini görüyorsunuz.

İslam tasavvufundan tutun Yogik öğretilere, Doğu’da Buda ve Konfüçyüs’ten Batı’da eski Yunan ve Roma öğretilerine kadar kaydedilen tüm aşamalarda bu çabaların kaynağı “değişim arzusu” olarak karşımıza çıkmaktadır. Hatta kadim Mezopotamya medeniyetlerinden Eski Mısır öğretilerine kadar aynı değişim talebini görebilmek mümkün.

Şunu anlıyorsunuz ki istisnasız her dönem ve medeniyette, insanlar değişim için çok istekli ve bunun için büyük çaba gösteriyorlar ancak değişimin, insanın kendisinden başlaması gerektiği fikri, çok da dile getirilmiyor ta ki insanlara bazı uyarıcılar gönderilene ve aynı insanların içinden bazı uyarıcılar çıkana kadar…

Dinler tarihine baktığımızda, dinlerin dünyada bir değişim ihtiyacından ziyade kendi fıtratından uzaklaşan, değerlerini kaybeden, “yoldan çıkan” insanın değişmesi ihtiyacından doğduğunu görmek mümkün. Nice peygamberler insanları değiştirmek ve ilahi mesajları iletebilmek için gönderildi. Nice filozoflar, bilginler hep aynı amaç uğruna yaşadı. Hatta önemli bir kısmı bunun için canından bile oldu. Hepsinin ortak amacı dünyayı değil, insanı değiştirmekti. Nihayet Sokrates’e gelinceye kadar kimse insana bu gerçeği bu kadar çarpıcı bir tespitle anlatamamıştı! Sokrates, kişinin kendi ruhunu, kendi özünü bilmesi gerektiğine vurgu yaparak, “Kendini Bil!” dedi ve hatta bu uğurda ne yazık ki can verdi.

Bu şekilde baktığımızda, bu değişim talebinin sadece günümüzün değil, farklı dönem ve medeniyetlerde de çeşitli yollarla ifade edildiğini söylemek yanlış olmaz. Ancak günümüzde yaşanan tecrübelerden ve felsefe öğretilerinden yola çıkarak emin olduğumuz bir gerçek var ki, değişim için kişinin kendisinden başlaması gerektiğidir. Kişinin, kendisini değiştirerek aslında çevresi ve toplumundan başlayarak tüm dünyayı değiştirebilecek etkiye sahip olabileceği tecrübelerle sabittir.

DEĞİŞİM NEDİR?

Peki değişim nedir, değişimden ne anlamalıyız?

Değişimi, kişinin veya durumun değişerek yeni bir hal alması şeklinde ifade edebiliriz. Bu değişimin öznesi her türlü nesne, canlı, kişi veya insan toplulukları olabilir. Ancak hepsinde de farklı düzeylerde yaşansa bile burada amaçlanan bireyin değişimi olmalıdır. Değişim sürecinin ise birkaç aşamadan oluştuğunu bilmekte fayda var. Öncelikle değişim ihtiyacının doğduğunu kabul etmekle bu süreç başlatılır. Öncelikle sorun, sorun olarak kabul edilir ve değişimin gerekliliğin farkına varılır. Değişim için karar verilir. Gerekli adımlar atılır ve değişimin süreklilik kazanması sağlanır. İnsan veya insan toplulukları için değişim kaçınılmazdır ancak değişimin gerçekleşmesi için istekli ve etkin olmak büyük önem arz etmektedir.

BUGÜN SİZİN BAYRAMINIZ OLSUN MU?

Gelin, bu bayramı değişim ve dönüşüm için bir fırsat kabul edip içe doğru yapacağımız bir yolculuğa vesile kılalım. Kendimizi, hayallerimizi, hedeflerimizi, değerlerimizi yeniden gözden geçirelim.

Sorun kendinize;

• Bugün hayatıma neleri dâhil edersem daha mutlu bir hayat yaşamam mümkün olur? Aynı şekilde neleri hayatımdan çıkardığımda “İşte budur!/ Bu benim!/ Bunu ben başardım!/ Bu benim hayatım!” diyebilirim?

• Bugünü bir milat kabul edersem, arzu ettiğim hayatı inşa edebilmem için nereden başlamam daha doğru bir adım atmamı sağlayacak?

• İçinde bulunduğum şartlar şuan bu kararı vermemi olanaklı kılıyor mu, kılmıyorsa öncelikle hangi hedefle ilerlemem bu amaca hizmet eder?

Lütfen kendinize yönelteceğiniz bu sorulara samimiyetle cevaplar veriniz… Artık boşa harcayacak zamanınız yok. Yaşadığımız dünya çok farklı yerlere gidiyor çünkü. Herkesin kendi çabasıyla kendisini doyuma ulaştırmak zorunda olduğu bir noktadayız artık. Kimse sizin için hiçbir şey yapmayacak. Evet, yapmayacak! Kimse size fırsatları altın tepsilerde sunmayacak. Bunu ancak kendiniz başarabilirsiniz.

Bunun yolu da kendinizin, hayatlarınızın, istek ve arzularınızın farkında olup daha çok öğrenmeye, gelişmeye odaklanarak sahip olduğunuz potansiyeli ateşleyebilmekte yatıyor. Bunu başardığınızda neler olacak biliyor musunuz? Kendi çabalarınızla kendinizi kutlayacak yepyeni bir bayram yaratmış olursunuz. İşte o gün sizin olacak, sadece sizin… Bu sizin bayramınız olacak. Bunun başka bir yolu da bulunmuyor maalesef...

Nerden başlayayım diye sorabilirsiniz? Claude Monet'in söylediği; "Oysa sadece sevmek yeter de artar..." sözünden yola çıkarak işe kendinizi severek, belki daha çok severek başlayabilirsiniz…

Mesela, hayatınız boyunca pek çok bayram geçirdiniz. Bu bayramlarda bir kez olsun kendinizle bayramlaşabildiniz mi? Özel olduğunuzu düşünerek kendinize “İyi ki varsın!” diyebildiniz mi? Gelin, hepimizin sevdikleriyle bir arada olacağı bu bayram günlerinde tam da ifade ettiğim gibi öncelikle kendimizle bayramlaşıp hayatlarımızı, her daim bayram havasında geçirebileceğimiz yeniliklerle dolduralım ve ardından çıkalım bayramlaşmaya…

Evet… Kendimizi de kutlayabildiğimiz bir bayram sabahına uyanmak ister misiniz? Haydi, o zaman dönün kendinize ve sorularınıza içtenlikle cevap verin. Bu cevaplar size rehber olacaktır. Bunu başardıktan sonra sevdiklerinizle bayramlaşmaya gittiğinizde kendinizi çok daha iyi hissettiğinizi göreceksiniz.

NASIL BİR BAYRAM?

Bu günü doyasıya yaşayın zira bugün, sevinç günü!

Bugün, yakınlaşma ve kucaklaşma günü; kederleri bir yana bırakıp mutlu olalım diyorum, önce kendimizle ardından herkesle… Haydi! Gülücüklerin kahkahalara dönüştüğü, selamların kucaklaştığı, küskünlerin el uzattığı bir bayram günü olsun…

Dönün içinize ve bu günü doyasıya yaşayın lütfen!

Yapacağımız ziyaret veya görüşmelerde sevginin gücüyle var olacağız. Bununla anne ve babalarımızın, yaşlılarımızın yüreklerini okşarken, çocuklarımızın da saçlarını okşamayı ihmal etmeyeceğiz elbette ancak kendimizi de unutmayalım lütfen! Bu bayramı amacına uygun yaşamak hedefiniz olsun. Bu bayram, en çok kendi içinizde keşfe çıktığınız ve kendi bayramınızı ilan edeceğiniz ve kendinizi kutlayacağınız güzelliklere dönüşsün. Çünkü tamamıyla duyguların konuştuğu ve paylaşıldığı özel günlerdir bayramlar…

Bayram, barış günüdür kısacası… Barış ve sevgi günüdür; kardeşlik, dostluk, dirlik, birlik, beraberlik ve paylaşım günüdür. Hangi yönüyle bakarsanız bakın, kesinlikle insanı insan yapan değerlerin hâkim olduğu kutsal bir anlam ifade ediyor bayramlar…

Bugün ihtiyaç duyduğunuz neler var? Hangi değerlerinizden uzaklaştığınızı düşünüyorsunuz? Örneğin barıştan mı söz ediyorsunuz? O zaman bu bayrama barış hâkim olsun. O zaman gösterelim barışçıl yanımızı… O zaman uzatalım ellerimizi…

Sevgiden mi söz ediyorsunuz? Sevmek için neyi bekliyorsunuz peki? Kalpleriniz bekliyor sevmeyi... Biliyoruz ki kalplerimiz sevgisiz yaşayamaz. O halde güzel kalplerimizin de farkına varalım!

Paylaşmaktan mı söz ediyoruz? O halde paylaşmanın iyileştirici gücünden niçin faydalanmıyoruz? Kaldı ki günümüzün ekonomik şartlarında bu hem çok daha anlamlı, hem de daha elzem gibi görünüyor. Unutulmamalıdır ki bir toplumda dayanışma, yardımlaşma ve paylaşma ne kadar çok olursa, o toplumda o kadar çok saadet ve bereket olur.

Bu günlerde hoşgörünün azaldığından mı dert yanıyoruz? İşte fırsat! Gelin her zamankinden daha hoşgörülü davranalım. İçimizdeki sevgiyi bastırmak yerine coşturalım lütfen. Sevelim, sevelim, sevelim…

Barışa dair, sevgiye dair, umuda dair ve daha mutlu, daha huzurlu, birlik ve dayanışma dolu bir geleceği inşa etme adına ne varsa yapalım, yaşayalım, paylaşalım…

İşte kalplerimizde sevgi, gönüllerimizde tüm dünyaya hâkim olacak bir barışı inşa etme arzusu ve yanı başımızda barış güvercinleri… Bugün tüm çıplaklığımızla çıkalım bayramlaşmaya. Kötü şeytanlarımızı kovalım ve insan gibi yaşamanın, paylaşmanın, bir arada olmanın tadına varalım diyorum.

Gelin; kalplerimizde bekleyen sevgiyi coştururken, aynı zamanda yanı başımızda bekleyen barış güvercinlerini de tek yürek olup uçuralım ve Kurban bayramını doya doya yaşayalım diyorum. İçinizin derinliklerinde inzivaya çekilen kişiyi artık gün yüzüne çıkarmanın vakti gelmedi mi?

Haydi, bugün sizin gününüz ve yaşayın kendinizi!

Değişiklikten başka hiçbir şeyin devamlı olmadığını ifade eden ünlü Antik Yunan Filozofu Heraklitos’un ünlü sözünü hatırlatarak yazıma son vermek istiyorum; “Değişmeyen tek şey, değişimin kendisidir.”

Barış ve sevgi dolu bir dünyayı yaşama ve paylaşma ümidiyle, Gelecek Bugün Başlar ailesi adına tüm takipçilerimize, tüm koç camiasına nice mutlu bayramlar diliyorum…

İyi ki varsınız...

Katılım / iletişim formu

Başvurunuzu güvenli form üzerinden gönderebilirsiniz.