Sen Bir Yıldızsın
İnsan, toprağa dikilmiş görünmeyen bir ağaçtır. Dışarıdan bakıldığında bir beden, bir yüz, bir isim… Ancak derine indikçe her insanın kendi iklimi, kendi toprağı ve kendi mevsimi olduğu anlaşılır. Ve her insan beslendikleriyle bir bütündür. Nasıl ki ağaç çorak, kurak ve kireçli toprakta kök salamaz, büyüyemez ve gelişip meyve veremezse insan da beslenmediği, yeterli fiziksel ve düşünsel gıdayı alamadığı yerde kurur, solar ve bu durumun nedenini hep dışarıda arar. Oysa küçük köklerle değil, uzun, güçlü ve sağlıklı köklerle aslında kendi kendine yaslandığında pırıl pırıl meyveler verir. Değerli olur, değer üretir.
Kökler…
Bir ağacın en görünmeyen ama en belirleyici kısmıdır kökleri. İnsan da böyledir. Köklerin; ailendir, geçmişindir, değerlerindir, sana “doğru” diye öğretilenlerin toplamıdır. Sağlam kökler toprağa tutunur, fırtınada bile yerinden sökülmez. Ama çürük kökler… En hafif rüzgârda bile insanı savurur.
İnsan çoğu zaman dallarını süslemeye çalışır. Oysa kaderini belirleyen, toprağın altında sakladığı kökleridir. Kendini tanımayan, köklerini sorgulamayan biri, büyüdüğünü düşünürken aslında sadece uzar. Derinleşmez.
Örneğin patates; kumlu, hafif asidik ve suyu tutmayan toprağı severken elma ağacı; organik maddece zengin, kireçli ve gevşek toprağı sever ve o toprakla buluştuğunda ışıl ışıl meyveler verir. Eğer sen bulunduğun toprakta açamıyorsan şairin de dediği gibi bak köklerine, onlar sana yeni topraklar için yol gösterecektir.
Bir soru: Buradan baktığında senin beslendiğin köklerin sana ne söylüyor?
Gövde…
Gövde, ağacın omurgasıdır. İnsan için bu, karakterdir. Dış dünyanın yükünü taşıyan, darbeleri karşılayan, zamanı üzerinde biriktiren kısım…
Bir ağacın gövdesine baktığında yılları görürsün, bir insanın duruşuna baktığında yaşadıklarını... Her yara bir iz bırakır, her çentik bir fırtınayı anlatır ancak o iz aynı zamanda dayanıklılığın da kanıtıdır. Eğilmeyi bilen ama kırılmayan bir gövde… İşte gerçek güç budur.
Çünkü hayat, kim olduğunu söylediğin yer değil, kim kaldığını koruyabildiğin yerdir. Çünkü elma ağacı, portakal ağacına heveslenmez; o en güzel elmaları vermeye, neslini sürdürmeye odaklanır. Bu yolculukta başına gelen karı, yağmuru, fırtınayı ve doluyu karşılar; her birinden bir ders çıkarır ve aldığı tüm bu darbelere rağmen özünü, gerçek kimliğini korur. Bir sonraki serüvende daha dayanıklı olur, daha çok meyve verir. İnsan da bakıldığında aslında böyledir. Tecrübeleri, onu büyüten geçmişin yaşam izleridir. Çizik ne kadar büyükse deneyim o kadar sağlam ve güçlüdür. Bu çiziklere rağmen devam eden, savaşan, gelişen ve vizyona koşan insan; tıpkı bir ağaç gibi meyveleriyle birçok yol arkadaşına ilham olur.
Bir Soru: Sen en son ışıl ışıl meyvelerinle kimlere örnek oldun?
Dallar…
Dallar, tıpkı bir ağaçta olduğu gibi insanın hayata uzanma biçimidir. Dallar nasıl yukarıya uzanarak fotosentez yapar, güneş ışığı alır, yağmur suyunu karşılar; insan da öyle değil midir? Ne kadar ileriye, vizyona, bilgiye ve değerlerine bakarsa o kadar yükselir, büyür, gelişir.
Dallar seçimlerindir, ilişkilerindir, denediğin yollar ve cesaret ettiğin yönlerdir.
Bazı dallar güneşe doğru büyür, bazıları gölgede kalır. Bazıları meyve verir, bazıları kurur. Ama hiçbir ağaç, dallarını uzatmadan gökyüzüne yaklaşamaz. Eğer sen büyümek ve büyütmek istiyorsan ileriye, daima vizyona bakmalısın, tıpkı bir ağaç gibi... Kırık, soluk ve cılız dallar seni ancak verimsiz yapar. Risk almalısın. Yağmura, soğuğa ve dış etkenlerle mücadeleye açık olmalısın.
İnsan da risk almadan büyüyemez. Yanlış dallara tutunmak, yanlış yönlere uzanmak… Bunlar, büyümenin bir parçasıdır. Asıl mesele, kuruyan dalları budayabilme cesaretidir.
Peki, bir soru daha: Sen tüm budadıklarından sonra gökyüzüne doğru ne kadar alan kaplamaya hazırsın?
Meyveler…
Ve sonunda meyveler...
Bir ağacın meyvesi, onun görünür sonucudur. İnsan için bu; ürettikleridir, bıraktığı izdir, dokunduğu hayatlardır. Ağaç meyvesiyle, insan etkisiyle iz bırakır. Damaklarda tat, insanlarda bir etki bırakmak istiyorsan tam da olduğun gibi ışıl ışıl parlamalısın.
Meyve, neslini sürdürmek ve kalıcı bir iz bırakmayı sadece kendi için yapmaz. Başkaları yesin, faydalansın diye vardır. İnsan da gerçek anlamını burada bulur, kendini aşabildiği yerde… Ama unutulmaması gereken bir şey var: Sağlıksız köklerden, zayıf gövdeden ve gelişmemiş dallardan iyi meyve çıkmaz. Sonuç, her zaman sürecin bir yansımasıdır.
Son soru: Bak bakalım, kendini gerçekleştiren sen, bugüne kadar muhteşem meyvelerinle kimlerin damaklarında iz bıraktın?
Tam da burada size bir hikâye anlatmak istiyorum.
Anadolu’da bir yerde, geniş, sulak bir vadide kocaman bir bahçe varmış. Bu bahçede bir sürü meyve ağaçları, kayınlar, söğütler, çınarlar ve köknarlar köklerini derinlere, kalın gövdelerindeki güçlü dallarını göğe uzatmış, heybetli bir şekilde gökyüzüne ve yıldızlara bakarlarmış. Meyveleri ve yemişleri dallarından fışkırır, rengarenk bir tablo gibi neşe saçarlarmış. Bu heybetli ağaçların arasında bir elma fidanı üzüntü içinde hayıflanarak dalları ve yaprakları cılız bir şekilde “Ben nasıl kendi yıldızımı bulacağım?” diye umutsuzca sızlanırmış. Tam bu sırada yanına sağlam duruşlu, yaşından ve görüntüsünden bilge olduğu anlaşılan biri yaklaşmış. Bu zavallı fidanı fark ederek yanına gelmiş ve “Nedir bu halin, neden bu kadar çelimsiz ve zayıfsın?” diye sormuş.
Genç elma fidanı sızlanarak, etrafındaki ağaçların heybetinden bahsederek onların bu güçlü dalları yüzünden kendi yıldızına ulaşamadığından, bu nedenle de büyüyemediğinden dert yanmış. Bunun için bilgeden yardım istemiş.
Yaşlı bilge, “Seninle bir anlaşma yapalım, ister misin?” diye sormuş. Elma fidanı, “İsterim!” diye cevap vermiş heyecanla. O halde, demiş bilge, “Kış geliyor; yağmur, kar, soğuk ve ayazlarda yılmadan, hem köklerinden hem dallarından güç alarak, yıkılmadan büyür, güçlü bir ağaç olur, dallarını göğe uzatırsan ve sonuç olarak meyve vereceğine söz verirsen yazın gelip sana yıldızını göstereceğim.” demiş. Büyük bir keyifle söz vermiş cılız elma fidanı.
Yağmur yağmış, kar yağmış, fırtınalarda ve dolu yağdığında köklerinden, gövdesinden ve dallarından aldığı güçle büyümüş, serpilmiş ve yıldızına ulaşacak olmanın merakıyla pırıl pırıl, kıpkırmızı, kocaman elmalar vermiş. Gün gelmiş, yaşlı bilge bahçeye gelmiş, bir de ne görsün? O cılız, çelimsiz zayıf elma fidanı; dalları göğe uzanan, muhteşem meyveleri olan kocaman bir elma ağacı olmuş. Elma fidanı heyecanla “Bak! Ben sözümü tuttum, her zorluğa göğüs gerdim. Büyüdüm, serpildim ve kocaman bir ağaç oldum. Lütfen bana artık yıldızımı göster!” demiş bilgeye. Bilge hemen kıpkırmızı, sulu sulu, lezzetli elmalarından birini koparmış fidanın, tam ortasından ikiye kesmiş ve fidana dönerek, “Bak, burada gördüğün yıldız senin kendi yıldızın. Ulaşman gereken yıldız burada, senin içindeydi. Ancak sen yıldızını dışarıda arıyordun. Oysa senin yıldızın senin kendi içindeydi.” demiş.
Bu dersin ardından elma fidanı anlamış ki gerçek yıldız, dışarıda değil, kökleri, gövdesi ve dalları ile büyüttüğü o harika meyvelerin içinde.
Unutmayın, sağlıklı bir elma yemek istiyorsanız yemeden önce ortadan ikiye kesin, bakın. Eğer beş kollu yıldızı ve beş çekirdeği varsa işte o elma, en lezzetli elmadır.
Belki de en derin gerçek şudur: İnsan, sadece meyvesiyle değil, kökünden itibaren bütünüyle bir anlam taşır.
Kendi yıldızını bulduğunuz bir hayat dileklerimle…