“Söz veriyorum şimdi değil, yarın yaparım!”,
“Vaktim yok!”,
“En iyisi başka bir iş yapmak, bu çok zor!”,
“Bugün git, yarın gel!
Bu tanıdık cümleler; öğrenci, çalışan veya çalışmayan herkesin ağzında. Bitmeyen ödevler, sonraya bırakılan işler, gelecek için verilen tüm vaatler…
Kullanılan cümlelerin ve duyulan sözlerin tamamı zamanla ertelemeyi alışkanlık haline getiriyor.
Erteleme; tam da şu anda asıl olanı yapmak yerine, bir an için onu bekletip araya başka şeyler alarak bir öncekini geciktirmektir. Yani amaca uygun olması gereken davranışı gerçekleştirmemek, başka bir şeyle oyalanmaktır.
Ertelemek; bir nevi vaatte bulunmak, söz vermektir. İletişim halinde olduğumuz herkesle sözler alır, sözler veririz. Örneğin; çarşıda annesiyle yürüyen bir çocuk, annesinden araba ister. Annesi, biraz bunun için beklemesi gerektiğini, ilerde alacağının sözünü verir ve evlerine doğru giderler. Bir sonraki günün sabahı çocuk, babasıyla işe gitmek ister. Babası, bunun için okula gidip biraz daha büyümesi gerektiğini, henüz yaşının uygun olmadığını anlatır. Bu kez çocuk, ablasının yanına giderek şeker yemek istediğini ifade eder. Ablası, kahvaltıdan sonra şeker yiyebileceğini söyler. Böylece şeker öncelikten çıkar ve sonraki adım için kahvaltı devreye girer…
Daima bir sonraki, şu ankinden fazla ve mükemmel olduğu hissettirilir. Verilen sözler, vaatler karşısında zaman zaman mükemmeli aramak daha çok ertelemeyi gerçekleştirir.
Hepimizin içinde bekletme tuşu olduğu gibi muazzam bir güç de var.
Rumi bir sözünde, “İnsan bir ağaca benzer, kökü ahdinde durmaktır” der.
Çınar ağacının içinde gür bir çınar daha var. Bu çınar gibi insanın kendi içindeki gücünü keşfedip geliştirmesi, kendine verdiği sözleri tutması, kendi ağacının gölgesinde durması, var olma hissini açığa çıkartır. Bu kendi içimizde olan güç, kendimize duyduğumuz öz şefkattir.
Yapılan araştırmalar sonucu öz şefkati daha az olan bireylerin ertelemeye daha çok meyilli oldukları, öz şefkati daha yoğun olan kişilerin ise ertelemeye daha az yatkın oldukları tespit edilmiştir. Öz şefkatli olmak, başkalarına gösterdiğimiz aynı şefkati kendimize de göstermek demektir.
GÜCÜNÜ KOÇLUKLA KEŞFET!
Her birimiz içimizde olan bu muhteşem potansiyel gücün farkına koçlukla varıp daha sonrasında bunu geliştirip büyütebilir, kendimizi değiştirip olmak istediğimiz kişiye dönüştürebiliriz. Çünkü koçlukta, ilerde bir gün değil, gün bugün; sonra değil, şuan, şimdi var.
Koçluk kendinize karşı geliştirdiğiniz ertelemeye neden olan düşünce kalıplarınızı belirlemenize, zihninizin bu ilişkileri nasıl kurduğunu anlamanıza yardımcı olarak, içinizdeki öz şefkati açığa çıkartmanıza, kendi bilgeliğinize ulaşmanızda yardımcı olur.
Koçluk, bildiğiniz üzere bu gücünü sorularından alır. Sizler de hayatınıza dâhil edeceğiniz sorularla gücünüzü yeniden keşfedebilirsiniz…
Şimdi sor kendine lütfen;
• “Kendi elimden tutacak mıyım?”
• “Yapmam gereken neler var?”
• “Yapmak istediklerim neler?
• Ertelediğim hayat neye mal oluyor?
• “Ertelerken yaptıklarım neler?”
• Niçin erteleme ihtiyacı hissediyorum?
• Erteleme alışkanlığından kurtulduğumda neleri başarabilirim?
Sizler sorularınızı cevaplarken son söz de Windy Dryden’den gelsin, “Ertelemek yaşamı kaçırmaktır.”
Prof.koç Nermin Şayır