İnsan, mucize bir varlıktır. Doğar, büyür, gelişir ve yaşamı sona erene kadar gelişimini sürdürür. Bedenini geliştirir, zihnini geliştirir, ruhunu geliştirir… Zaten insan tam anlamıyla ruh, beden ve zihinden oluşur. Zihin ne kadar net, berrak ve aktifse ruh o kadar huzurlu, beden o kadar canlı ve diridir. Bu üçünü dengede tutmak, aslında doyumlu bir hayatın anahtarıdır.
Büyüyoruz; sürekli gelişiyor, değişiyor ve dönüşüyoruz. Bu gelişim sürecinde bilinçaltımıza yerleşen o olumsuz kodlar, yaşamımız boyunca bize kendini hatırlatmaktan alıkoymaz. Etrafımızdakilerden, sevdiklerimizden ve içinde yaşadığımız toplumdan öğrendiklerimiz, ebeveynlerimizden aldığımız kodlar ve değerler; kişiliğimizi oluşturur. Aslında kendimizi ne kadar tanıdığımızı düşünsek de bu tanıma süreci ömür boyu devam eder. Zaman zaman ne yaşadığımızla ilgili bir fikrimiz bile olmaz. Bu, oluştuğunu düşündüğümüz kişiliğimiz ile hayatımıza devam ederken içimizde taşıdığımız ego benlik durumlarının bile farkında olmayız.

İçimizde taşıdığımız üç ego benlik durumu vardır. Bunlar; çocuk, yetişkin ve ebeveyn benlik durumlarıdır. Bu üç ego benlik durumu, her birimizin içinde var olan ve yaşadığımız durumlarda karşı tarafa yansıttığımız ego benlik durumlarıdır. Kişiler ile ilişkilerimizde hangi ego benlik durumunda isek o ego benlik durumunu karşı tarafa yansıtırız. Peki, bunların ne kadar farkındayız?
Yaşamımız boyunca sürekli başkalarıyla olan ilişkilerimizde yaşadığımız olayları sorgularız. O kadar sorgularız ki dönüp kendimize baktığımızda, kendimizi hiç sorgulamadığımızın farkına bile varmayız. Zihnimiz başkalarının yaptığı iyi, kötü, güzel, çirkin davranışlarla o kadar meşguldür ki bu olumsuz düşünceler, olumsuz duygular yaratmamıza sebep olur. Zihnimiz yaşadığımız olumsuzlukları bize hatırlatmakta ustadır. Peki, bunun ne kadar farkındasınız?

Birçoğumuz, başkaları için kendini üzmekten alıkoyamaz ve yaşamının belirli kısmını üzülerek geçirebilir. İş, aşk, para, aile ilişkilerimizde her şeyin en iyisini yapmak isteriz. Bunları yaparken de sürekli kendimizi feda ederiz. Haydi, ilişkilerinizi bir düşünün…
Kendinizden neler feda ettiniz ve hangi konularda haksızlığa uğradığınızı düşünüyorsunuz?
Feda ettiklerinizle ve uğradığınız haksızlıklarla birlikte kurban rolüne mi büründünüz?
Yapılanları içselleştirdin ve o durumdan çıkamıyor musun? Peki, bunların farkında mısın ya da başkalarını mı suçluyorsun?
O halde sen, ne yaşıyorsun içinde ve ne hissediyorsun?
Sizlere yardımcı olmak adına sorularımızı daha da çeşitlendirebiliriz. Lütfen yukarıda yazdığım ve aşağıda devam ettiğim soruları samimiyetle cevaplamaya çalışın.
Sana haksızlık yapıldığını mı düşünüyorsun; peki, sen kendine hangi konularda adaletli davrandın?
Sevilmediğini mi düşünüyorsun, o halde sen kendini ne kadar seviyorsun?
Sana değer verilmediğini mi düşünüyorsun, sen kendi değerinin ne kadar bilincindesin?
Sana saygı duyulmadığını mı düşünüyorsun, senin kendine duyduğun saygı ne derecede?

Başkalarıyla olan ilişkilerimizde her şeyi düşünürken kendimizle olan ilişkimize baktığımızda kendimizi önemsemediğimizi görmek ne kadar acı. Acı ancak gerçek… İlişkilerimizde karşılaştığımız her sorun aslında bizimle alakalıdır. Önce kendimizde olanı fark etmek, içselleştirdiğimiz ve öğrendiğimiz her şeyin ne olduğunu bulmak önemli. Bu da kişinin kendini tanımasıyla gerçekleşebilir. Başkalarını çözmek, tanımak için harcadığımız enerjiyi kendimizle olan ilişkimize neden harcamayız?
Başkasına kızdığın konu seninle alakalıdır. Başkasını suçladığın konu seninle alakalıdır. Sevgisizliğin seninle alakalıdır. Değersizliğin seninle alakalıdır. Haksızlığa uğramak seninle alakalıdır. Haydi, kendi içine dön, bir bak bakalım, yaşamında hangi konularda kendine adaletli olmadın? Mesela başkaları mutlu olsun diye kendini mutsuz ederek bizzat kendine haksızlık yapmadın mı? Kendini ifade etmek yerine susup, kendi içine atıp yine kendine haksızlık yapmadın mı? Evet, yaptın… Peki, bunların ne kadar farkındasın? Kendini üzmekten, ertelemekten, suçlamaktan, mutsuz olmaktan, kendinden kaçmaktan ne zaman vazgeçeceksin?

Şu an dur ve derin bir nefes al. O nefesin bedenine dolduğunu hisset ve yavaşça o nefesi verirken bedeninin rahatladığını hisset… Devam et, durma! Haydi, al burundan bir nefes daha ve içinde sana ait olmayan ne varsa nefesini verirken hepsinin senden akıp gittiğini hisset…
Korkularınla yüzleş mesela… Kişisel korkuların neler? Duygularınla yüzleş… İçinde hangi olumsuz duyguları biriktirdin? Hangi değerlerinle var oluyorsun bu yaşamda? Kendine soramadığın, sormaktan korktuğun soruları tek tek sor kendine; cevaplar sende… Sen biliyorsun mucize insan. Evet, sen bir mucizesin! Yaşamda var olduğun güzellikler içinde yaşadığın ne varsa içinde biriktirdiklerinle mucizeyi yaşatmaya devam ediyorsun.
Nefes alıp verirken içindeki gücünü fark et. İçindeki güç, mucizevi varoluşundan geliyor. Senin kimseye ihtiyacın yok! İçinde sınırsız sevgi, sınırsız mutluluk, huzur ve büyük bir güç var. Evet, o senin içinde; yeter ki kendinin farkında ol. Kendinde olanı gör ve yaşam yolculuğunda ilerlemeye devam et!