ARKEOLOG VE HAZİNE

“Koç, bir arkeolog gibidir. Bir arkeolog kazıya başladığında elinde büyük makinelerle toprağa saldırmaz. Hiçbir zaman bir arkeoloğun iş makinaları ile bir kazı alanına girdiğini göremezsiniz. Çünkü orada hıza, güce ve kuvvete ihtiyaç yoktur. Tam aksine sessizliğe, hassasiyete ve daha önemlisi nezakete ihtiyaç vardır.”

Bazı insanlar koçluğu bir tavsiye, tecrübe paylaşımı olarak düşünür.

Birinin bir sorunu vardır, koç dinler ve çözüm söyler sanır. Oysa koçluk, çoğu zaman çözüm söylemek değil, bir kazı alanı açmaktır. Çünkü insan zihni bir arazi gibidir. Üstünde yürüdüğümüz şey, çoğu zaman sadece yüzeydir. Alışkanlıklar, savunmalar, ezberlenmiş cümleler, başkalarından ödünç alınmış fikirler…

Ancak yüzeyin altında başka bir şey vardır:

Bir potansiyel…

Bir anlam…

Bazen unutulmuş bir cesaret…

Bazen yıllarca üzeri örtülmüş bir karar…

Ve çoğu zaman insan, kendi içindeki bu zenginliği göremez. Belki de görmek istemez. Başkalarından aldığı tavsiyelerle potansiyelinin yanlış yönetilmiş bir versiyonu ile devam ediyordur hayatına.  Zihin, günlük hayatın tozuyla örtülüdür.

İşte koçluk, tam burada başlar.

Koç, bir arkeolog gibidir. Bir arkeolog kazıya başladığında elinde büyük makinelerle toprağa saldırmaz. Hiçbir zaman bir arkeoloğun iş makinaları ile bir kazı alanına girdiğini göremezsiniz. Çünkü orada hıza, güce ve kuvvete ihtiyaç yoktur. Tam aksine sessizliğe, hassasiyete ve daha önemlisi nezakete ihtiyaç vardır.

Çünkü arkeolog bilir ki acele edilen her kazı, bin yıllık bir eseri yok edebilir, anlamını yitirmesine sebebiyet verebilir. Bu yüzden arkeolog sabırlıdır. Toprağı ince bir nezaketle kaldırır. Her parçayı dikkatle inceler. Her bulguyu anlamlandırır. Bazen saatlerce çalışır ve ortaya çıkan şey, sadece küçük bir parçadır. Ancak o küçük parça büyük bir hikâyenin kapısını açabilir.

Koçlukta da süreç, tam bir arkeolog titizliği ile ilerler. Danışan, çoğu zaman seansa bir hikâye ile gelir. Ancak o hikâye, çoğu zaman sonuçtur. Altında başka katmanlar vardır.

Bir düşünce…

Bir varsayım…

Bir korku…

Bir anlam…

Koç; bu katmanları kazmak, derine inmek ve anlamı bulmak için sabırla sorar:

“Bu, senin için ne anlama geliyor?”

“Bunu düşündüğünde ne hissediyorsun?”

“Derin düşündüğünde buradaki duygu ne olabilir?”

Her soru, bir arkeoloğun küçük bir fırça darbesi gibidir. Toprak yavaşça çekilir ve düşünce görünür olur. Bazen danışan o anda fark eder:

“Ben aslında bunu hiç böyle düşünmemiştim.”

Çünkü insan zihni ilginçtir. Yıllarca taşıdığı bir düşünceyi ilk kez dışarıdan gördüğünde onun gerçekten kendisine ait olup olmadığını sorgulamaya başlar. Koçluk, bu açıdan güçlüdür.

Koç cevap vermez. Koç güçlü sorularla kazı yapar. Derin dinler ve geri bildirimlerle konuyu netleştirir. Ve her kazı sabır ister. Çünkü bazı hazineler yüzeye çok yakındır ama bazıları derinlerdedir. Yıllar önce söylenmiş bir cümle, bir başarısızlık deneyimi, birinin bıraktığı bir etiket, bir iz…

Bunlar zamanla toprağa dönüşür ve insanın kendi potansiyelinin üstünü örter. Koçluk o toprağı kaldırır. Fakat burada önemli bir şey vardır: Arkeolog, hazinenin sahibi değildir. Arkeolog sadece onu ortaya çıkarır. Hazine zaten oradadır. Koçlukta da durum aynıdır. Koç danışana yeni bir zihin vermez. Yeni bir değer kazandırmaz. Yeni bir potansiyel için tavsiye vermez. Koç sadece danışanın kendi içindeki zaten var olan şeyi görmesine yardım eder.

Ve çoğu zaman seansın en güçlü anı, hazinenin görünür olduğu an değildir.

Danışanın şunu fark ettiği andır:

“Bu, zaten benim içimde varmış.”

“Bana ait ve ancak şu an fark ettim.“

“Bu, bana ait.”

O anda insanın zihninde bir şey değişir. Dışarıdan gelen bir çözüm geçici olabilir veya danışanın hikâyesine uyumlu olmayabilir. Ancak içeriden keşfedilen bir şey, insanın kimliğine yerleşir. İşte bu yüzden koçluk hızlı bir süreç değildir. Bir keşif sürecidir. Sabır ister. Yargısız bir bakış ister. En çok da merak ister. Bir arkeolog gibi derin ve bilge bir merak…

Doğru sorularla yapılan her kazı, insanı kendisine biraz daha yaklaştırır. Çoğunlukla bir görüşmenin sonunda danışan şunu fark eder:

“Yıllardır aradığım şey, dışarıda bir yerde değilmiş. Sadece kendi içimdeki hazinenin üstünü bazen dış etkiler veya rüzgârla gelen, bazen de kendi attığım topraklarla ben örtmüşüm…”

Ve sonuç;

Tabii ki kendini bulmuş, hayat amacına yaklaşmış, kocaman bir hazinenin farkına varmış bir vizyonerin derin ve anlamlı gülümsemesi ile gelen mutluluğun yansımasından daha mükemmel bir şey olamaz.

Bir hikâye yardımı ile konuyu daha derinleştirmek, anlamı görünür kılmak adına yararlı olacaktır:

Yaşlı bir terzi kadın, bir gece dışarıya çıkarak oldukça yüksek bir sesle köye doğru bağırmış; “İğnemi kaybettim, bulamıyorum, bana yardım edecek birileri yok mu?”

Herkes, kadının iğnesini aramak için evinin önünde toplanmış. Ay ışığında uzunca bir süre köyün her tarafında aramış, taramış, çeşitli varsayımlar türetmişler ancak bulamamışlar. Bunun üzerine yaşlı terzinin evine dönüp “Üzgünüz ancak maalesef bulamıyoruz.” demişler. Yaşlı kadın, “Tabii ki bulamazsınız, ben iğnemi evin dışında kaybetmedim ki onu dışarıda bulasınız. Evin içinde kaybettim.”

Kalabalık uğultular içinde öfke ile kadına söylenerek bağırmaya başlayınca yaşlı terzi, bilge bir ses tonu ile ellerini beline koyup, “Neden şaşırıp kızıyorsunuz ki? Tıpkı sizin gibi davranıyorum. Sizler de iyiliği, güzelliği, onaylanmayı, şefkati ve en önemlisi de erdemi hep dışarıda aramıyor musunuz?” cevabını vermiş.

Oysa hepiniz biliyorsunuz ki cesaretin, umudun, iyiliğin, sevginin ve erdemin kaynağı sizin içinizde. İçinizdeki tüm bu hasletlerin farkına mutluluk ve bilgelikle varmanız dileklerimle…

 

İyi olun,

İyi kalın,

Ve iyilikle yaşayın! 

Picture of Bülent Polat
Bülent Polat
Kalite Yönetimi,Tethavva Kozmik Enerji Uygulayıcı Egitimi

Post a comment

Bağışınız İçin Teşekkürler

Online ödeme

Aşağıda ki bağlantıya tıklayarak bağışınızı yapabilirsiniz.

GBB Kitap al

Aşağıda ki bağlantıya tıklayarak imzalı GBB kitabını sipariş ver.

havale/eft

GELECEK BUGÜN BAŞLAR DERNEĞİ

Banka
: HalkBank
İBAN: TR48 0001 2009 1470 0016 0000 16