“İnsan, kendine verebileceği bir şeyi başkasından bekledikçe acısı büyür. Çünkü çoğu zaman mutsuzluk, ihtiyacın karşılanmamasından değil, o ihtiyacı kendimizin de karşılayabileceğini görememekten doğar.”

Koçluk yaptığım danışanlarımdan biri, yıllardır eşiyle birlikte küçük bir çiçek dükkânı işletiyordu. Her gün binlerce müşterinin mutluluğuna tanıklık ediyor, özel günler için en zarif aranjmanları hazırlıyorlardı; doğum günleri, yıldönümleri, kutlamalar vs.
Eşi paketlerken o, özenle çiçekleri seçiyor; her buketi bir hikâyeye dönüştürüyordu…
Bir seansımızda gözleri doldu ve şu cümle döküldü dudaklarından:
“Yıllardır binlerce kadına çiçek hazırladık… Ama eşim bir gün bile bu dükkândan bana bir çiçek getirmedi.”
Bu söz…
Yılların birikmiş kırgınlığını tek bir noktaya topladı.
Çiçeklerin merkezinde, sevginin sembolleriyle dolu bir işin içinde çalışan bu kadın… Ama kendi payına bir tek çiçek bile düşmemiş.
O an içimden geçen farkındalık çok netti:
“İnsan, kendine verebileceği bir şeyi başkasından bekledikçe acısı büyür.”
Çünkü çoğu zaman mutsuzluk, ihtiyacın karşılanmamasından değil, o ihtiyacı kendimizin de karşılayabileceğini görememekten doğar.
Bu hikâye bana şunu öğretti:
Bazen kaynak elimizin altındadır hatta içindeyizdir ama “biri versin” diye beklemekten onu göremeyiz. Bu soruyla kendi hayatıma dönüp baktım… Ben, hangi konularda elimdeki kaynağı görmeyip başkasından bekliyorum?

Hikâyemizi Büyüten Zihnimiz
Hepimiz kendi hikâyemizi farklı bir mercekten okuruz. Acımızı daha acılı, kırgınlığımızı daha kırgın, eksikliğimizi daha derin görürüz. Bir başkasının yaşadığını daha sade yorumlar ama kendi yaşadığımızı dramatik bir film gibi izleriz.
Koçlukta bunun adı çok nettir: “Olanı olduğu gibi görememek.”
Çünkü olanın üzerine yüklediğimiz anlamlar, inanışlar, alışkanlıklar, geçmiş deneyimler hikâyeyi olduğundan büyük gösterir.
Kendime şu soruları sormaya başladığımda, hikâyemin sis bulutu dağılmaya başladı:
- Bu acıyı büyüten ben olabilir miyim?
- Bu duyguyu bana kim öğretti?
- Şu anda gerçekte ne oluyor?
- Ben bunun üzerine ne ekliyorum?
Ve cevaplar açıldıkça içimde bir sadeleşme başladı. Olanla olmayanı ayırmayı öğrendikçe duygularımın altında yatan ihtiyaçları daha net görmeye başladım.

Beklentiyi Bırakmak, Kaynağı Görmek
Çiçekçi kadının hikâyesi, bize çok basit bir şey söylüyor: Kaynağın ortasında bile olsan, gözün beklentideyse boşluğu büyütürsün.
Biz de çoğu zaman:
- Sevgiyi dışarıdan bekliyoruz,
- İlgiyi dışarıdan bekliyoruz,
- Onayı dışarıdan bekliyoruz,
- Mutluluğu dışarıdan bekliyoruz.
Oysa kendimize verebileceğimiz bir şeyi başkasından beklediğimizde mutsuzluk kaçınılmaz olur.
Yetişkin yanımız güçlüyken, içimizdeki küçük çocuk hâlâ şöyle fısıldıyor olabilir:
“Biri bana çiçek versin…”
Ama gerçek dönüşüm şu cümlede saklı:
“Kendime verebildiğimi kimseye yüklemiyorum.”
İşte özgürlük böyle başlıyor.
Kendine Sor:
Bugün Kendin İçin Ne Yaparsan Kendini Onurlandırmış Olursun?
- Belki bir çiçek,
- Belki bir kahve,
- Belki kısa bir yürüyüş,
- Belki derin bir nefes,
- Belki sadece kendine “Ben buradayım” demek…
Unutmayın ki, küçük ritüeller, büyük dönüşümler başlatır. Çünkü insan kendini gördüğü yerde, hayat da onu görmeye başlar.