
“Kendini kabul etmediğin yerde dış onay önem kazanır. Yeterliliğini çevren belirlemeye başlar. Dış dünya rehberin olur. Ne kadar onay beklersen o kadar otomatik yaşarsın. Bilinçli varoluş yerini mekanikliğe bırakır.”
İç Huzur mu, Dış Onay mı?
Bazı dönemler vardır; başarıların artar ama içindeki huzur azalır. Dışarıdan “iyi gidiyor” gibi görünürken içeride sessiz bir yorgunluk büyür. Çünkü insan, fark etmeden yaşamının pusulasını kendi elinden alıp başkalarının onayına teslim edebilir. Bu yazı, tam da o pusulayı yeniden eline alma cesaretine dair.
Şimdi gel, bunu birkaç soru üzerinden birlikte yoklayalım…
Hayatını gerçekten ne yönlendiriyor; iç huzur mu yoksa dış onay mı?
Seni bu hayata kökleyen şey nedir?
Yaptığın seçimlerin pusulası gerçekten senin elinde mi?
Birçoğumuz yaşamla beslendiğimiz şeyler doğrultusunda ilişki kuruyoruz. Takdir, onay, tebrik, saygı, sevgi hatta bazen sadece bir beğeni…
Belki de sadece bir cümleyi duymak için yıllarca bir yolda emek veriyoruz:
“Tebrik ederim.”
“Harika iş çıkardın.”

Bazen fark etmeden kabul görmek için bir hayat inşa ediyoruz. Ama hiç durup şunu sorduk mu, hayatını ve amaçlarını şekillendiren pusula gerçekten kimin elinde?
Kendini kabul etmediğin yerde dış onay önem kazanır. Yeterliliğini çevren belirlemeye başlar. Dış dünya rehberin olur. Ne kadar onay beklersen o kadar otomatik yaşarsın. Bilinçli varoluş yerini mekanikliğe bırakır. Peki, şimdi ve burada olduğun hâlinle kendini kabul edebilir misin? Bunun için kendine koyduğun şartları bırakabilir misin?
Bir an dur ve kendine şu soruyu sor: Daha iyi olursan mı kendini kabul edersin yoksa kendini kabul edersen mi daha iyi olursun?

Kendini kabul ettiğinde özgürleşirsin.
“Ben buyum; yapabildiklerimle, yapamadıklarımla, sevdiklerimle, sevmediklerimle…”
Sadece bunu içtenlikle söyleyebilmek bile seni kendine yaklaştırır. İşte tam orada dönüşüm başlar. Kendini kabul ettiğin yerde daha iyi olursun. Çünkü potansiyelin, merakın, yaratım gücün ancak orada görünür olmaya başlar. Yetersizlik duygusu yerini yeterliliğe bırakır. Beklemek yerine vermeye başlarsın. Sevgiyi aramak yerine seversin. Çünkü bir noktada fark edersin: İhtiyacın olduğunu sandığın birçok şey, aslında zaten sende vardı. Sadece uzun zamandır yanlış yere bakıyordun.
Şimdi dur ve kendine dön. Kendini olduğun hâlinle kabul ettiğinde ne hissediyorsun? İç pusulanı geri alıp hayatının rehberi olmaya hazır mısın? Çünkü burada çok değerli bir şey söz konusu. O da sensin…

Kendini kabul etmek bazen kendine bir şey katmak değil, yıllardır sırtında taşıdığın bazı yükleri bırakmaktır. Beklentileri, kıyasları, “yetmiyorum” hissini, sürekli başka biri olma çabasını… Çünkü bazen insanı en çok yoran şey, olduğu kişi değil, olmaya çalıştığı kişidir.
Şimdi kendine dürüstçe sor: Kendini gerçekten kabul edebilmek için neleri bırakmalısın?