
Ne İstiyorsun?
“Hayatın gürültüsü içinde asıl mesele, dönüp kendine şu soruyu sorabilmektir: Ben gerçekten ne istiyorum? Ne istediğini bilmek, kendi hayatının yönünü başkalarının sesine göre değil, kendi iç sesine göre çizebilmektir.”
Sevgili dostum,
Nasıl da güzel bir dünyada yaşıyoruz, öyle değil mi? Hayatın içinde bizi sarıp sarmalayan ne çok güzellik var: ailemiz, dostlarımız, sevdiklerimiz, öğrendiklerimiz, bildiklerimiz, hissettiklerimiz, yaşadıklarımız ve farkına vardıklarımız… Ama belki de en büyüleyici olanı, tüm bunların ötesinde henüz göremediğimiz, fark edemediğimiz nice güzelliğin de sessizce etrafımızda varlığını sürdürmesidir.
Belki bir ağacın gölgesinde saklı duran o serinlikte, belki hiç tanımadığın birinin sana fırlattığı içten bir gülümsemede ya da tam şu an ciğerlerine çektiğin o sıradan ama mucizevi nefeste… Bizler genellikle “eksiklere” odaklanmaya o kadar alışmışız ki “tam olanın” tadını çıkarmayı unutuyoruz.
İşte tam burada o can alıcı soru çıkıyor karşımıza: Sahi, ben ne istiyorum?

Günün karmaşası, başkalarının beklentileri, yapmak istediklerimiz, hayallerimiz ve toplumun üzerimize giydirdiği o dar elbiseler arasında kendi sesimizi duyabiliyor muyuz? Çoğu zaman ne istediğimizi değil, ne istemediğimizi anlatırken buluyoruz kendimizi. Oysa hayat, biz neye odaklanırsak oradan filizlenir.
Sahi, en son ne zaman sadece durup nefesini dinledin? Ya da bir çiçeğin açma çabasındaki o sessiz görkemi fark ettin? Çoğu zaman hayatın gürültüsü, kalbimizin fısıltısını bastırıyor ne yazık ki… Koşuyoruz; bir yerlere yetişmeye, kendimizi veya bir şeyleri birilerine kanıtlamaya, sürekli olarak bir şeyleri tamamlamaya çalışıyoruz. Ama bu koşturmacanın ortasında yine bu can alıcı soru bizi bekliyor: “Ben gerçekten ne istiyorum?”
Beklentilerin Ötesindeki Sen

Bu soru, göründüğü kadar basit değil… “İyi bir hayat”, “mutluluk”, “başarı” gibi soyut kavramların ötesine geçen, seni sana anlatan bir anahtar aslında. Çünkü çoğu zaman başkalarının bizim için istediklerini, toplumun dayattıklarını ya da sadece “olması gereken” diye düşündüklerimizi kendi isteklerimiz sanıyoruz.
Bu yüzden genel olarak “ne istediğimiz” sorusuna verdiğimiz cevaplar; toplumun, ailenin veya sosyal medyanın bize fısıldadığı ezberlerden ibaret oluyor. Daha iyi bir iş, daha lüks bir ev, daha çok beğeni… Peki, tüm bu dış sesler sustuğunda ruhunun o çıplak ve sessiz odasında yankılanan dilek ne?
“Toplum sustuğunda, ailenin sesi çekildiğinde ve kalabalık dağıldığında geriye kalan istek gerçekten sana aittir.”
Fark Etmekle Başlar Her Şey

Farkında olmadığımız o güzellikler, aslında “ne istediğimizin” ipuçlarını taşır. Bir sabah kuşunun sesinden keyif alıyorsan belki de ruhun sadelik istiyordur. Bir başkasının başarısına içtenlikle seviniyorsan kalbin bağlantı kurmak ve paylaşmak istiyordur.
“Hayat, biz başka planlar yaparken başımıza gelenlerdir…” derler. Ama hayat aynı zamanda neye niyet ettiğimizle de şekillenir. İstediğin şey bir sonuç değil, bir his olmalı. Çünkü eşyalar eskir, ünvanlar değişir ama o içsel tatmin duygusu seninle kalır.
“İnsan ne istediğini bazen büyük hedeflerde değil, küçük şeylerden aldığı huzurda keşfeder.”
Küçük Bir Adım
“Bazen kendine dürüstçe sorulmuş tek bir soru, hayatın yönünü değiştiren ilk adımdır.”

Şu an dur ve düşün: İstediğin şey gerçekten senin arzun mu yoksa bir başkasının hayali mi? Ruhunu gerçekten ne besliyor; bir başarı mı yoksa derin bir huzur mu? Güzelliklerin farkında olduğun bir hayat mı yoksa sadece “sahip olduğun” bir hayat mı? Huzur mu? Karmaşanın ortasında sükûneti bulmak mı? Anlam mı? Yaptığın her işte kendinden bir iz bırakmak mı? Özgürlük mü? Sadece kendin olduğun için sevilmek mi? Belki de istediğin şey, çok daha basit ve mütevazı: Sabah kahveni yudumlarken kuş seslerini duyabilmek, sevdiğin birinin gülümsemesini görmek ya da sadece yağmurdan sonra toprağın kokusunu içine çekebilmek…
Belki sadece beş dakika sessizlik, belki yarım kalan bir kitabı bitirmek, belki hiç tanımadığın birine gülümsemek…
Belki de bunların hepsini ya da hiçbirini… Cevap ne kadar basitse o kadar gerçektir.
Bugün kendine bir iyilik yap; gözlerini kapat, derin bir nefes al ve kendine sanki en yakın dostuna soruyormuşsun gibi sor: “Bugün ruhumu ne besler?”
“Ne istiyorsun?” veya “Ne istiyorum?” sorusu, tüm bu gürültünün içinde bir an durup iç sesimize kulak vermektir aslında.
“Kendi isteklerinin peşinden gitmek, kendi hayatının rengini seçmektir…”
Sevgili dostum,
Bu yazı bir soruyla başladı ve yine bir soruyla bitiyor: Bugün ruhumu ne besler?
Çünkü asıl mesele, cevabı bulmak değil… Belki de asıl mesele, bu soruyu sormaya devam edebilmektir. Hayatın farklı evrelerinde, farklı deneyimlerin ardından bu soruya vereceğin cevap da değişecektir. Önemli olan, kendi hikâyenin başrolünde olduğunu unutmaman ve rotanı kendi isteklerine göre çizebilmen…
Cevap seni bekliyor. Belki bir fısıltı halindedir, belki de yıllardır haykırdığın ama duymadığın bir çığlık. Ona kulak ver.
Unutma; ne istediğini bilmek, nereye gideceğini bilmektir. Bazen en büyük istek, sadece “kendin olabilme” cesaretidir. Dünya; sen fark ettiğin sürece güzel, sen istediğin sürece renkli ve bu dünya senin seçimlerinle renkleniyor. Bilmelisin ki sen, en güzel renkleri hak ediyorsun. “Hayat, senin ona baktığın pencerenin rengi kadardır…”
Kendi isteklerinin peşinden gittiğin cesur ve güzel bir yolculuk diliyorum sana.
Sevgiyle kal…
