THE CORD

Kordonu Kesmek: Özgürlüğün ve Sevginin Sınırları

Geçtiğimiz günlerde X platformunda gezinirken karşıma bir kısa film çıktı. İlgimi çekti ve izlemeye başladım. Bir animasyon filmi olmasına rağmen ilk dakikasından itibaren beni hikâyesine bağladı. Şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki, uzun zamandır bu kadar etkilendiğim bir film izlediğimi hatırlamıyorum. Üstelik kısa bir animasyon filmi…

The Cord (Kordon) sadece birkaç dakikalık bir animasyon filmi ama izleyiciyi derinden sarsıyor. Ukraynalı yönetmen Olexandr Bubnov’un 2019 yapımı bu kısa filmi, anne-çocuk ilişkisinin karmaşık dinamiklerini bir kordon metaforuyla ustalıkla işliyor. Film, ebeveynlerin çocuklarından ayrışamamasının yarattığı görünmez prangaları gözler önüne seriyor ve bizlere resmen sevginin sınırlarını sorgulatıyor.

 

 

Filmin Hikâyesi: Kordonun Anlamı

Film, bir hastanenin doğum odasında başlıyor. Doğum odasının o steril beyazlığında, yeni bir hayatın ilk nefesi… Yüzleri maskeli, kafalarında boneleri, üzerlerinde yeşil uzun cerrahi önlükleri, steril eldiven geçirdikleri manşetli kollarıyla cerrah ve asistanlarının bu ilk nefesi duyması an meselesi… Annenin dayanılmaz sancıları ve uzun uzun ıkınmalarından sonra pembe ve buruşuk suratıyla ilk çığlığını atan o bebek dünyaya geliyor.

Cerrah, ritüel gereği elindeki makasla anne ve bebek arasındaki kordonu kesmeye hazırlanıyor. Ancak anne, “Durun!” diyor, “Kesmeyin!” Cerrah, şaşırsa da annenin bu talebini yerine getiriyor ve kordonu kesmekten vazgeçiyor.

 

 

 

The Cord, tam da bu anla başlıyor.  Film, bizi aslında hepimizin bildiği ancak adını koyamadığı bir gerçeğin metaforuyla yüzleştiriyor; kordonun kesilmesine izin vermeyen ebeveynlerin, çocuklarına nasıl görünmez bir pranga vurduğunun hikâyesi olarak… Milyonlara ulaşan ve belki de milyonlarca insanın suratına bir tokat gibi inen bu film, psikolojideki “ayrışma-bireyleşme” sürecini mükemmel bir şekilde işliyor.

İzlerken dehşete kapıldım! Dâhice kurgulanmış, nefes kesici ve üzerinde derinlemesine düşünmeyi hak eden bu kısa film, aklıma çocuklarından bir türlü ayrışamayan, aralarındaki bağı bir türlü koparamayan ebeveynleri getirerek bu yazıyı yazmama ilham oldu.

Haydi gelin, öncelikle filmde neler olup bittiğine bakalım…

 

Kordonun Gölgesinde Büyümek

Annenin kesilmesine izin vermediği kordon, çocukla bir bütün olmasına neden oluyor ve iki ayrı dünyayı tek bir noktada zorunlu bir şekilde buluşturuyor. Bu durum, şüphesiz küçük yaşlarda çocuğa güvenli bir alan oluşturuyor. Çocuk, bir tehlikeyle karşılaştığında anne, kordonu çekerek çocuğu bu tehlikeden koruyabiliyor. Başlangıçta bu kordon, her ikisi için bir güvenlik halatıdır. Çocuk için anne sevgisi ve sıcaklık; anne içinse fedakârlık ve koruma anlamına geliyor. Böyle bakınca durum, her ikisi için de olması gereken bir şeymiş gibi duruyor. Peki ya sonra?

 

Anne ve çocuk, her yere beraber gitmek durumundalar ve çocuk sadece annesinin etrafında gördükleriyle yetinmek zorunda. Tabi, bu durum anne için de zorlaşmaya başlasa da anne bunu görmemekte direniyor. Ta ki yakışıklı genç bir adamla tanışana dek… Fakat çocuğuyla bağlı olduğu kordon, yeni bir ilişkiye izin vermiyor çünkü çocuk, yıllardır bir arada olduğu annesini, başka biriyle paylaşmak istemiyor. Çocuğu üzülmesin diye anne, aşkını kalbine gömmek zorunda kalıyor. Benzer bir olay, çocuk büyüyünce de yaşanıyor ve bu kez doğumundan itibaren kordon bağıyla bağlı olduğu annesi, onu başka bir kadınla paylaşamıyor…

Büyüdükçe dış dünyadan kopan, kendi duygu ve düşünceleriyle, hayalleriyle, istek ve arzularıyla, en önemlisi kendi kararlarıyla yaşamaya imkân bulamayan ve hatta bir birey olamayan çocuğa -ne yapmak isterse istesin- yine kordon bağı engel oluyor.

 

 

Ancak kordonun güzel bir tarafı da var, uzayabiliyor. Bu vesileyle çocuk okula başlıyor… Uzayan kordon sayesinde farklı bir ortamda kendi yaşıtlarıyla beraber vakit geçirmeye başlıyor. Ancak burada da çocuğun aklı sürekli annesinde kalıyor ve okula adapte olmakta zorlanıyor. İçine kapanıyor, yalnızlaşmaya başlıyor, kimseyle arkadaş olamıyor… Sürekli annesinin yanına gitmek isteyen, teneffüslerde bile onu düşünen bu çocuk, diğerlerine “tuhaf” görünmeye başlıyor. Bu “tuhaflık” maalesef onu zorbanın hedefi haline getiriyor. Anne, bir gün oğlunun gözyaşları içinde ve üstü başı dağılmış halde eve dönüşünü görünce, çaresizce ama kesin bir kararla onu okuldan alıyor. Çocuğun dış dünyayla tek bağlantısı olan eğitim hayatı da böylece son bulmuş oluyor.

 

Anne, terzilik yaparak ve örgü örerek geçimini sağlıyor. Dışarıya her ne kadar özlem duysa da adapte olmakta zorluk çeken çocuk da artık annesiyle beraber çalışıyor, onun gibi örgü örerek yaşamını sürdürüyor ve böylelikle aralarındaki “bağ”, çocuğun tüm yaşamını anneyle birlikte geçirmesine neden oluyor.

İlerleyen yaşlarda, etrafındaki özgür insanları gördükçe bu bağ, çocuk için yük olmaya başlıyor. Bağdan kurtulmak iste de, bu sefer annesinin kendisinden kopamayacağını, bunu kaldıramayacağını hatta acı çekeceğini düşünerek bundan vazgeçiyor. Bu bağlı ve bağımlı hayat, ne yazık ki annenin vefatına kadar devam ediyor…

 

 

X Platformunda The Cord’un Yankıları

The Cord, yayınlandığından beri X platformunda geniş yankı uyandırmış. Kullanıcılar, filmin duygusal etkisinden ve mesajından sıkça bahsetmiş, yığınla twet atmış. Örneğin, bir kullanıcı, “Bu film, annemle ilişkimizi yeniden düşünmemi sağladı. Onu çok seviyorum ama kendi hayatımı yaşamak istiyorum…” diyerek filmin kişisel etkisini vurgulamış. Başka bir paylaşımda ise bir ebeveyn, “Çocuklarımı serbest bırakmanın ne kadar zor olduğunu bu filmle anladım…” yorumunu yapmış. Bu tepkiler, filmin evrensel bir konuya dokunduğunu ve izleyicileri derinden etkilediğini gösteriyor.

 

Sevgili Okur,

Şüphesiz, hepimiz anne-babalarımızla ya da ailemizle aramızda görünmez kordonlarla birbirimize bağlı bir hayat sürüyoruz. Yönetmen Bubnov’un 2019 yılı yapımı bu şahane kısa filmini, sembol ettiği bağlar ve verdiği güçlü mesajla ailemizde geliştirdiğimiz bağları sorgulamamız için bir fırsat olarak değerlendiriyorum.

Ebeveynlerimizin onayını alma isteği, onların beklentilerini yaşama zorunluluğu, kendi kararlarımızı alırken duyduğumuz suçluluk gibi duygusal bağların da birer kordon olduğunu, çoğu zaman sevgi ve fedakârlık adı altında sergilediğimiz tavırların, bizleri duygusal şantaja ittiğini ve bunun yıkıcı sonuçlarının da bu kordondan kaynaklandığını düşünüyorum.

Psikolojide ayrışma-bireyleşme, çocuğun ebeveynlerinden ayrı bir birey olarak kendi kimliğini oluşturma sürecidir. Ancak The Cord’da gördüğümüz gibi ebeveynlerin bu süreci engellemesi, çocuğun bağımsızlığını ve özgüvenini zedeler. Ebeveynler; çocuklarını koruma, onlara yol gösterme veya hayatta daha az hata yapmalarını sağlama niyetiyle bu kordonun kesilmesine engel oluyorlar ancak sevgi ve şefkat maskesiyle gelen bu kontrol, çocukların birey olma, kendi kimliklerini oluşturma ve en önemlisi kendi hatalarını yaparak öğrenme süreçlerini baltalıyor ne yazık ki…

Filmin kahramanı gibi bu çocuklar da, annelerine duygusal olarak bağlı kalarak yaşamak zorunda kalıyor, kendi kararlarını alamayan ve başkasının hayatını yaşamak zorunda kalan bireyler olarak yetişiyorlar. Farkında olmadan, “iyilik, sevgi” adı altında yaptığımız bu davranışlar –ki bana kalırsa bu, sevgi kisvesi altında yapılan büyük bir yanılgıdan başka bir şey değil– evlatlarımızın hayatının kontrolünü elimizde tutmaya çalışmaktan başka bir işe yaramıyor.

Maalesef ki bu durum, çocuklarda telafisi zor travmalara neden oluyor. O kordon, onları toplumdan soyutlayan, dış dünyayla sağlıklı bağlar kurmalarına engel olan bir duvara dönüşüyor. Kendi iç dünyalarına çekilen, toplumdan kaçan ve sosyal ortamlarda güvensiz hisseden bireylerin hikâyelerinin altında, çoğu zaman kesilmemiş bir kordonun ağırlığı yatıyor. Bu çocuklar, tıpkı filmdeki gibi çevrelerindeki insanların özgürce ve bağımsızca yaşadığını gördükçe durumlarından rahatsız olmaya başlıyor ancak kordonu kesme girişimleri, ebeveynlerinin üzüleceği, acı çekeceği veya hayal kırıklığına uğrayacağı korkusuyla her seferinde bastırılarak sonuçsuz kalıyor.

İşte en büyük acı da tam olarak burada gizli. Filmdeki kahraman, kordondan annesi vefat ettiğinde kurtulabiliyordu. Ancak kendisi için artık vakit çok geçtir. Bu, özgürlüğün ancak bir kayıp pahasına elde edilebildiği acı bir durumu göstermektedir aynı zamanda. Oysa gerçek hayatta, kimsenin özgürlüğünü kazanmak için bir başkasının hayatının sona ermesini beklemesine gerek yoktur.

“Kordonu kesmeyin!” diyen annenin bu isteği, elbette kötü niyetli bir istek değil. Şüphesiz, bu istek; kontrolü bırakma korkusu, yalnız kalma endişesi veya çocuğunu kaybetme korkusu gibi derin duygulardan kaynaklanıyor olabilir. Ancak böyle olsa bile bu durum, “sevginin gölgesi” olmaktan öteye gitmiyor maalesef… Zira sonuçları yıkıcı olacak bir hikâyeyi hiçbir anne kaldıramaz.

 

Son Söz: “Sevmek, Bırakabilmektir!”

Asıl mesele, ebeveyn olarak kordonu kesme cesaretini gösterebilmektir. Bu, evladınızdan vazgeçmek anlamına gelmez. Tam tersine, onun kendi kanatlarıyla uçmasına, kendi hayatını inşa etmesine duyduğunuz güvenin en büyük göstergesi olur.

Unutmayın; en büyük sevgi, bırakabilme ve bir başkasının hayatına saygı duyabilme cesaretinde gizlidir.

Peki, şimdi soruyorum; Sağlıklı sınırlar çizmek, çocuğunuzun birey olmasına ve bağımsızlığını kazanmasına destek olmak aranızdaki bağı zayıflatır mı ve bunun sevgisizlikle bir ilgisi var mı? Hayır, bence yok! O halde, zaman kaybetmeden çocuklarınızla aranızdaki kordonu gözden geçirerek sevginizin bir prangaya mı dönüştüğünü yoksa onlara kanat olup uçmalarına fırsat mı verdiğini bir gözden geçirin derim.

Kuşkusuz hepimiz çocuklarımızı çok seviyor, üzerlerine titriyoruz ancak toplumda da kendilerini en güzel şekilde ifade edebilen, başarılı, özgür ve bağımsız bireyler olmalarını da arzu ediyoruz.

Peki ya siz, çocuğunuzla aranızdaki görünmez kordonu kesme cesaretini gösterebilecek misiniz?

Picture of Cudi Ökten
Cudi Ökten
ACTP ICF Akredite Koçluk Eğitim Programı Transaksiyonel Analiz Gestalt NLP

Post a comment

Bağışınız İçin Teşekkürler

Online ödeme

Aşağıda ki bağlantıya tıklayarak bağışınızı yapabilirsiniz.

GBB Kitap al

Aşağıda ki bağlantıya tıklayarak imzalı GBB kitabını sipariş ver.

havale/eft

GELECEK BUGÜN BAŞLAR DERNEĞİ

Banka
: HalkBank
İBAN: TR48 0001 2009 1470 0016 0000 16