YA BİR ÇOCUK GİBİ HAYAL EDEBİLİYOR OLSAYDIK MASALLARA İNANIR MIYDIK?

Mavi sarmaşıkları olan ahşap bir merdivenin başındaydı. Kafasını kaldırıp yukarıya baktı, çok uzaklara kadar uzanıyordu mavi sarmaşıklarla sarılmış ahşap merdiven. Boynu ağrıdı ama merak da ediyordu. Bulutlara kadar gidiyor muydu acaba? Hani şu masallarda bulutların üzerinde yaşayan bir dev vardı, görkemli şatosunda. Sihirli fasulyelerden filizlenen ve gökyüzüne kadar uzanan sarmaşıklara tırmanarak çıkan çocuğun masalında…

İnanası geliyordu, böyle çok daha heyecanlıydı yaşamak. Her gün yeni maceralar peşinde koşabilirdi o zaman. Diğer türlüsü çok sıkıcı değil miydi ama? Sabah aynı saatte uyanıp, aynı kıyafetleri giyip, sırtına taktığı ağır çanta ile okul denen o yere gidip gelmek… Tamam, eğlenceli yanları da vardı. Tek gözü bantlı korsanlar hazineyi bulmak için harita ararken eğleniyordu ama o da on dakika sürüyordu. Yetmiyordu… Neden yetişkinlerin sıkıcı şeylere daha çok zaman ayırdıklarına anlam veremiyordu. Kurallar, sayılar sıkıcıydı mesela.

Düşünürken birden önünde duran ahşap merdiveni hatırladı. Ne yapmalıydı, bir türlü karar veremiyordu. Bir yanda büyükler, çocukların eğlenerek yaptıkları her şeye kızıyorlardı ve Şirin de hep onları yapmak istiyordu. Şimdi ne yapması gerekiyordu? Küçük bir çocuğun bu kadar zor kararlar vermek zorunda kalmaması gerekiyordu. Görmezlerse bilmezlerdi ki…

Hemen işe koyuldu. Merdivenin basamağına ilk adımını attı. Merdiven sağlamdı. Annesi ona hep tembih ederdi. “Şirin, bak kızım; bastığın yere, adımını attığın yere dikkat etmelisin, sağlam değilse kırıverirsin bacağını!” O anda aklına geldi. Gerekli kontrollerini yaptıktan sonra tırmanmaya başladı. Heyecan ve merakla tırmanıyordu. Mavi sarmaşıklar, yukarı çıktıkça mor yapraklı, narin çiçekleriyle karşılıyordu Şirin’i. Renkleri çok canlıydı ve sanki ortalarında altın tozları vardı. Bu kadar güzel bir manzaranın sonunda mutlaka onu bir sürpriz bekliyordu. Yavaş yavaş yorulmaya başlamıştı. Çık çık bitmiyordu. Arkasına dönüp bakmak istemiyordu. Önüne bakmalıydı. Kâşifler, korkusuz ve cesur olmalıydılar. Şirin de bir kâşifti ve en büyük hayali, büyüklere masalların gerçek olduğunu ispatlamaktı. Büyükler çok cahillerdi ve de sıkıcı… Kendileri gibi düşünmeyen herkese kızıyorlardı. Ne yani, şimdi bu sarmaşıklar mavi olamaz mı? Neden yeşil olduğunu söyleyip duruyorlardı?

Neyse, geç olmadan devam etmeliydi. Bu kadar tırmanmışken artık geri dönmek zorunda kalmak istemiyordu. Bununla birlikte sakin de olmalıydı. Sonuçta biraz da tehlikeliydi bu yaptığı. “Aman! Kızmasınlar da o bana yeter!” diye geçirdi aklından…

Öyle ya, daha geçen gün babasından güzel bir azar yemişti! Hâlâ neden bu kadar kızdığını anlamamıştı. Bahçede dolaşırken bir anda bir işaret görmüştü. O işaretin ne anlama geldiğini hemen anlamıştı. Kraliçe karıncanın sarayına giden yoldu. Orada, sihirli iksirler yapan periler vardı. Onları, çok küçük oldukları için ancak işaretleri takip ederek bulabileceğine inanmıştı. Bunun için de bahçenin biraz dışına çıkması gerekmişti.

Tam bulacaktı ki bir anda babasının bir aslan kükremesi kadar gürültülü sesini duymuştu. Hem o kadar çok bağırırsa periler kaçardı. Babası tabii ki bunu bilmiyordu. Bir anda irkilmişti. Ne olduğunu anlamadan babası kolundan tuttuğu gibi Şirin’i eve sokup başlamıştı söylenmeye. Aslında ondan çok annesine bağırmıştı:

“Bu çocuğu sen şımartıyorsun böyle! Hiç kural, kaide tanımıyor. Ne işi var bahçenin dışında? Bir daha görürsem elimden bir kaza çıkacak!”

Annesi, Şirin’e öfkeyle bakmıştı yine. Böyle zamanlarda Şirin korkmuyordu. Boğazında yutamadığı bir şey varmış da ne yaparsa yapsın gitmiyordu, ta ki yeni bir macera başlayana kadar… Biraz da kendini büyük gibi hissediyordu; suçlanmış ve yalnızlaşmış… Şirin, konuşmak istemiş olsa da ağzını açıp bir kelime söyleyememişti. Oysa o perilere çok yaklaşmıştı. Bir iksire ihtiyacı vardı, küçülme iksiri… Büyüklerden saklanıp kraliçe karıncanın halkının arasına karışmak istemişti.

Annesi biraz kısık ama rahatsız edici bir şekilde Şirin’e odasına gitmesini söylemişti. Annesi söyleyene kadar odadan çıkmak yoktu! Bir süre yatağına oturup pencereden dışarı bakmıştı. Perileri de bulmasına çok az kalmıştı oysa. Babasının kükreyen sesinden korkup gitmiş olabileceklerini düşünmüştü. Ya bir daha dönmezlerse, diye… İşte o an endişelenmişti.

Merdivenlerden tırmanmaya devam etti. Artık daha cesurdu. Git gide daha da hızlanıyordu. Bu sefer varmak istediği yere varacaktı ve bu sefer gördüklerini, inansalar inanmasalar da büyüklere anlatacaktı. Daha önce cesaret edememişti. Hem her seferinde başarmasına zaten büyüklerden biri engel olmuştu. Kalbi heyecandan neredeyse kuş olup uçacaktı. Tam merdivenin son basamağına gelmişti, bir eliyle bulutlara dokunmak üzereydi ki…

– Aman Allah’ım! Şirin! Dur, dur, kıpırdama sakın! Of! Ne yapacağız biz bu çocukla? Ne işin var bahçe merdiveninin üzerinde? Düşeceksin şimdi. Kim bıraktı o merdiveni oraya?

Annesinin bir şahinin gökyüzünde kanatlarını açıp ötüşü gibi çığlıkları her yerden duyuluyordu. Babası koşup geldi. Korkmuş görünüyordu. Annesi bu sefer babasına kızıyordu. “Sen unuttun değil mi bu merdiveni burada?” Babası hemen merdiveni tuttu, tırmandı ve Şirin’i bir çırpıda kucaklayıp indirdi ve sonra da merdiveni kaldırdı. Annesi, Şirin’i odasına götürdü. Yine odadan çıkmak yoktu. Şirin penceresinden bahçeye bakarken annesi ile babasını izliyordu. Merdiven artık bahçede yoktu.

Bir an Şirin’in gözü odasındaki eşyalara takıldı ve yine büyüklerin dünyasını anlamaya çalıştı. Bir sürü eşya vardı evde. Koltuklar, sandalyeler, duvarda asılı duran tablolar, perdeler, tencereler… Hepsi güzel görünüyordu ama büyükler onları sadece bir şey için kullanıyorlardı. Oysa bir masa harika bir mağara olabiliyordu. Yastıklardan bulutlar yapabiliyordu mesela, gökyüzünün üzerinde kuşlarla dans edebiliyordu. Koltuklar, bir lavın ortasında kaldığında onu lavlardan koruyan sağlam kayalar oluyordu mesela… Daha ne maceralar yaşıyordu. Bir gün tencereyi kafasına koruyucu kalkan olarak geçirdiğinde annesi hemen almıştı “Yavrum! Ne yapıyorsun sen? Tencere hiç kafaya takılır mı?”

Neden takılmasın ki?

Şirin, o merdiveni bir daha hiç görmedi. “Sanıyorum bulutların üstündeki o kocaman şatoya asla ulaşamayacağım!” diye düşündü. İlk defa bu kadar umutsuz olduğunu hissediyordu. “Ne olurdu sanki büyükler de masallara inansa? Babam da benimle merdivenleri tırmanıp şatoyu bulmama yardımcı olsa…” diye düşünürken gözünden bir damla yaş aktı.

Çocuklarımızın hayallerini küçülttük ve şimdiki toplumu yarattık. Gerçekten çocuklarımızın o merdivenleri tırmanmasına eşlik eden ebeveynler olabilir miyiz?

Picture of Yeşim Çoban
Yeşim Çoban
Performans koçluğu Transaksiyonel Analiz Geshtalt Koçluğu Takım Koçluğu Süpervizor Koçluk Mentor Koçluk

Post a comment

Bağışınız İçin Teşekkürler

Online ödeme

Aşağıda ki bağlantıya tıklayarak bağışınızı yapabilirsiniz.

GBB Kitap al

Aşağıda ki bağlantıya tıklayarak imzalı GBB kitabını sipariş ver.

havale/eft

GELECEK BUGÜN BAŞLAR DERNEĞİ

Banka
: HalkBank
İBAN: TR48 0001 2009 1470 0016 0000 16