Hayat, sonsuz bir öğrenme sürecidir. İnsanoğlu, varoluşunun her anında, her koşulda yeni bilgilerle buluşur. Bu bilgi yolculuğu genellikle pozitif bir temelde başlar. ‘Sevgi’ kavramı üzerine odaklanalım; kökü ‘sev’ sözcüğünden gelir. Hayat öncelikle kendini sevmekle başlar; aileni, çevreni, doğayı, hatta küçük ayrıntıları sevmekle… Sevgi, hayatın güzelliklerini keşfetmenin kapılarını aralar.
Hayat, anne karnındayken hissedilmeye başlar ve doğumla birlikte gerçek bir serüvene dönüşür. Bu serüvene atılırken pek çok şeyi gözlerimizi açtığımız yuvalarımızda, ailelerimizden öğreniriz; ilk adımları atmayı, konuşmayı, duyguları… Hayatımızın bütününü etkileyebilecek iletişim kurmayı bile ailelerimizden, yaşadığımız toplumdan öğreniriz.
SEVGİ DİLİNİN ÇOCUKLAR ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ
İletişim halindeyken kullanılan dil, çocukların karakterini belirleyen önemli bir etkiye sahiptir. Örneğin, aile içinde sevgi dolu ifadelerle büyümek, hayat boyu güvenli bağlar kurmayı sağlar. Bu bağ çocukluk, gençlik, ardından yaşlanma süreci içinde kişiliğimizi büyük ölçüde etkiler. Ebeveynlerin sevgisi ve şefkati, çocuk ile aralarındaki bağı güçlendirir ve çocuk, değerli ve sevilen bir birey olduğunu hisseder. Bu, çocuğun güvenli bir bağ kurmasına yardımcı olur ve sağlıklı bir büyüme için bu olmazsa olmazlardandır.
Aile içinde duymamız gereken ve değerli olduğumuzu hissettirmeye yönelik sözler önemlidir. “Sen benim için değerlisin”, “İyi ki varsın”, “Seninle vakit geçirmek çok keyifli” gibi ifadeler, çocukların özsaygılarını güçlendirir ve güvenli bir bağ oluşturur.
Sevgi dili kadar çocuklarla vakit geçirmek de bir o kadar önemlidir. Çocuklarla gülüp eğlenmek, oyunlar oynamak, sorular sormak çocukları değerli hissettirir. Bu, aile ile güvenli bir bağ kurmanın temelini oluşturur. Anne sevgisini almayan veya sevginin ne olduğunu bilmeyen çocuklar için ise aynı şeyi söylemek mümkün değildir. Zira hayat okulu onlar için zorlu sınavlarla başlar.
OLUMSUZ DİL KALIPLARININ ETKİLERİ
Hayatımız boyunca, çocukluk döneminden itibaren çeşitli zorluklarla karşılaşabiliriz. Bazı çocuklar sevgiyle büyürken, bazıları sevgisiz, ilgisiz ve hatta şiddet ortamında büyür ve hayatları zorlu sınavlarla dolup taşar. Aile içinde maruz kaldıkları sevgisizlik, duydukları olumsuz sözler, çocukları derinlemesine etkiler. Bu tür ortamlar veya ifadeler, çocukların kendilerini değersiz ve yetersiz hissetmelerine neden olabilir ki yaşamını tümden etkileyebilecek ve aşması zor sorunlarla baş başa kalmalarına sebep olur.
Aile içerisinde sıklıkla kullanıldıklarına şahit olduğumuz olumsuz ifadelerden de vereceğim örnekler, konun vahametini anlamak bakımından bizlere yol gösterici olabilir: “Seni doğuracağıma taş doğursaydım!”, “Sen niye oldun ki!”, “Uğursuz çocuğun tekisin!”, “Sen ne işe yararsın ki!”, ‘’Sen beceremezsin, yapamazsın!” Bu tarz ifadelere maruz kalan çocukların sağlıklı birer birey olmaları mümkün olabilir mi?
Yaşadıkları olumsuz deneyimlerle büyüyen çocuklar, kendilerini korumak adına duvarlar örerler. Aileleri ile güvenli bir bağ kuramazlar ve iletişimden kaçınırlar. Bu durum, yaşamlarını korku ve utanç içinde geçirmelerine neden olabilir.
HAYAT OKULUNUN SİHİRLİ SÖZCÜĞÜ: “KENDİNİ TANI!”
Hayatımızda zorlu bir geçmişe sahip olabiliriz. Her şeyin sona erdiği gibi zorlukların da son bulacağını unutmamak önemlidir. Ancak bu yapacağımız tercihlere, seçimlere bağlıdır. Zorlukları aşmanın öncelikli koşulu ise insanın kendisini tanımasına bağlıdır. Kendini tanıma süreci, olumlu ve olumsuz yönlerimizi keşfetmekle başlar. Hayatta başarılı olduğumuz alanlar ile zorlandığımız alanları belirlemek oldukça önemlidir. Sonraki adımı atmak ve buna uygun strateji belirlemek için bu gereklidir. Bedenimize uygun kıyafetler seçtiğimiz gibi kendimize uygun hedefler ve uygun bir yaşam tarzı belirleyip buna göre aksiyon almamız daha gerçekçi bir yaklaşım olur. Hedeflerimize ulaşmamızı engelleyen faktörleri tanımlamak da buna bağlıdır. Tüm bunları gerçekleştirmenin yolu ise kendimizi tanımamızdan geçmektedir. Bu, aynı zamanda kişisel gelişim için de oldukça önemli bir adımdır.
Hayatımızdaki olumsuz deneyimlerden ders çıkarmak ve değişime açık olmak, hayatımızın her alanında güzellikleri beraberinde getirir. Olumsuz duygularla başa çıkabilmek için aynalama tekniği iyi bir uygulama olabilir. Bizler de koçluk seanslarımızda, kendisini daha iyi görmesi, tanıyabilmesi, duygularını fark edebilmesi için danışanlarımıza ayna olmaya çalışırız. Seanslarımızdaki rollerimizden biri de danışana ayna olmaktır. Bu tekniği düzenli olarak kullanarak, kendinizi keşfedebilir, duygularınızı tanıyabilir ve yaşam okulundan neler öğrendiğinizi keşfedebilirsiniz.
Sevgili okurum,
Kendini tanıdıkça, hayat okulu senin için daha anlamlı ve zengin bir deneyim haline gelecektir. Geçmişin olumsuz etkilerini bir kenara bırakarak, kendini sevme ve yaşama sevincini keşfetme yolunda ilerle.
Sevgiyle var olman dileğiyle…
Comment(1)
Dilek GÜNER, ACC says:
Şubat 2, 2024 at 4:10 pmHarika