DUYGULAR GELİR, DİNLEMEYİ SEÇERSEK ANLATIRLAR

“Bazen bir çanta karıştırırken buluruz içimizi…”

Geçen gün market çıkışında elim poşetlerle doluydu. Hava sıcaktı, içimde belirsiz bir duygu… “Belki çok sıcak, o yüzden böyleyim.” dedim kendime. Arabanın anahtarını çantamda ararken içimde birden bir sıkışma hissettim. Tanıdık ama adı olmayan bir duygu… Ne öfke tam olarak, ne yorgunluk, ne korku… Sanki hepsinin iç içe geçtiği, neye ait olduğunu çözemediğim bir ağırlık. Kalbimde bir düğüm gibi derin, yoğun ve biraz da ürkütücü…

Anahtarı bulmuştum ama elim hareket etmiyordu. Arabaya oturdum.  Kontağı çevirmedim. Sadece durdum. Derin bir nefes aldım. Gözlerimi kapattım. Ve o an tek bir soru geçti içimden:

“Şu an ne hissediyorum?”

 

Sessizlik oldu önce. Sonra o sessizliğin içinden bir şeyler kıpırdamaya başladı. Sanki içimde uzun zamandır konuşmak isteyen bir ses vardı. Sustum, onu duymak için. Derin bir nefes aldım. Ve anladım ki… O an hissettiğim şey sadece o günün stresi değildi. İçimde biriken her şey vardı. Tutulan gözyaşları, ertelenen ihtiyaçlar, bastırılan öfkeler, görmezden gelinen hayal kırıklıkları… Belki yıllar öncesinden gelen, bir türlü tam anlamıyla vedalaşamadığım bir kırgınlık bile vardı orada. İç içe geçmiş, üstü örtülmüş, “Şimdi sırası değil.” denilip ertelenmiş duygular… “Sonra bakarım.” deyip geçilen hisler…

 

Şunu öğrendim: Artık kaçmıyorum bu anlardan. Artık “geçsin” demek yerine duruyorum. Hissetmeye izin veriyorum. Ağlamam gerekiyorsa ağlıyorum, öfkemi fark ediyorsam kabul ediyorum. Çünkü her duygu, kendi içinde bir pusula.

 

 

Hayatın içinde o kadar hızlı koşuyoruz ki bedenimiz taşıyor ama ruhumuz yetişemiyor. Ve sonra bir çantada bir şey ararken, bir trafik lambasında beklerken, markette sıradayken içimizde bir şey çat diye düşüyor. “Ben buradayım.” diyor. “Beni duymadın ama ben buradaydım hep.”

 

Şunu öğrendim: Artık kaçmıyorum bu anlardan. Artık “geçsin” demek yerine duruyorum. Hissetmeye izin veriyorum. Ağlamam gerekiyorsa ağlıyorum, öfkemi fark ediyorsam kabul ediyorum. Çünkü her duygu, kendi içinde bir pusula.

Mutluluk, bize içimizin güneşe döndüğü yeri gösterir.
Korku, dikkat etmemiz gereken bir yer olduğunu fısıldar.
Öfke, bir sınırın ihlal edildiğini anlatır.
Üzüntü, bir bitişin yasını tutar ve yeniye yer açar.
Suçluluk, değerlerimizle bir şeyin uyuşmadığını söyler.
Utanç, görünme korkusuyla ilgilidir, en çok da sevilme ihtiyacımızla.
Ve o adını koyamadığımız karışık hisler… Belki de hepsinin bir araya gelip bizimle konuşmak istediği anlardır.

 

 

Duygularımızı bastırmayı ‘güçlü olmak’ sanıyoruz. Gülüyoruz, gülümsüyoruz, “iyiyim” diyoruz. Ama içimizdeki küçük çocuk usulca sesleniyor: “Ben bir şey hissediyorum. Lütfen beni duy.”

 

 

 

Duygularımızı bastırmayı ‘güçlü olmak’ sanıyoruz. Gülüyoruz, gülümsüyoruz, “iyiyim” diyoruz. Ama içimizdeki küçük çocuk usulca sesleniyor:

“Ben bir şey hissediyorum. Lütfen beni duy.”

O küçük sesi bastırmak yerine şöyle demek gerek:

“Tamam, buradayım. Söyle, seni dinliyorum.”
İşte o zaman başlıyor dönüşüm.

 

Duygular bastırıldığında gitmiyor. Aksine görünmek için başka başka yollardan çıkıyor ortaya. Bazen bir baş ağrısı, bazen uykusuzluk, bazen sessiz bir öfke… Bedenimiz de ruhumuz da aslında bizimle konuşuyor. Bedenimiz duygularımızın aynası. Duygularımızı bastırdıkça nefesimiz daralıyor, sırtımız ağrıyor, karnımız düğüm oluyor. Çünkü içimizde taşımaya devam ettiğimiz her duygu, bir yol bulup kendini hatırlatıyor.

 

Bu yüzden artık kendime şunu hatırlatıyorum:

Yavaşla. Dinle. Hisset. Ve yargılama.
Çünkü duygular düşman değil, rehberdir.

 

Sakince sor kendine: “Gerçekten nasılım şu anda?” Ve cevabın ne olursa olsun, onunla kal. Çünkü hiçbir duygu ‘fazla’ ya da ‘yanlış’ değildir. O, senin gerçeğindir. Ve her gerçek duyulmak ister.

 

 

 

Belki sen de bugün bir şey hissediyorsundur. Adını koyamadığın bir şey… Belki sabah uyandığında bir ağırlık vardı göğsünde. Belki de durduk yere gözlerin doldu, şaşırdın. Bir şarkıda boğazına düğümlenen bir kelime, bir sokakta seni içine çeken bir koku, bir cümlede yakalanan hatıra… İçinde kıpırdayan bir şey var ama ne olduğunu bilmiyorsun. Sadece hissediyorsun. Belki bir şeyler seni yoruyor ama bunu kimseye anlatamıyorsun. Çünkü “Bunun için mi üzüldün şimdi?” derler diye susuyorsun. Belki güçlü görünmeye çalışmaktan yorgunsun. Sakince “İyi değilim.” diyebilmenin özgürlüğünü özledin. Kendi kalbine bile itiraf edemediğin hisler var belki de. Ama bil ki o hisler senin düşmanın değil. Senin iç sesin… Senin iç rehberin… Sana “Bak burası acıyor.” diyen bir dost gibi. Yavaşla, dur, kulak ver. Sakince sor kendine: “Gerçekten nasılım şu anda?” Ve cevabın ne olursa olsun, onunla kal. Çünkü hiçbir duygu ‘fazla’ ya da ‘yanlış’ değildir. O, senin gerçeğindir. Ve her gerçek duyulmak ister.

 

 

Bu dünyada herkesin kendince bir yükü var. Yükler paylaştıkça hafifler. Duygular konuşuldukça çözülür. Ve hissettiklerimizi birbirimize anlatabildiğimizde iyileşme başlar.

O yüzden bu satırları okuyorsan belki, içinden şöyle geçir: “Şu an içimde olan her şeyle buradayım. Ve bu halimle de harikayım.” Çünkü öylesin. Ne eksiksin, ne yanlış… Sadece insansın.

 

“Ve bazen, bir çanta karıştırırken bulursun içini.”

İyi ki bulursun…

‘İyi ki’leriniz çok olsun…

Picture of Dilek Çağlar PCC
Dilek Çağlar PCC
• Performans Koçluğu • Transaksiyonel Analiz • Takım Koçluğu • NLP Teknikleri ve Uygulayıcılığı • EFT Uzman ve Uygulayıcılığı • Süpervizör ve Mentör Koçluğu

Post a comment

Bağışınız İçin Teşekkürler

Online ödeme

Aşağıda ki bağlantıya tıklayarak bağışınızı yapabilirsiniz.

GBB Kitap al

Aşağıda ki bağlantıya tıklayarak imzalı GBB kitabını sipariş ver.

havale/eft

GELECEK BUGÜN BAŞLAR DERNEĞİ

Banka
: HalkBank
İBAN: TR48 0001 2009 1470 0016 0000 16